Entegrasyon

left-brain-right-brain

En son yazimi “dusunce formlari” deyip birakmistim.

Dusunce formlari bizim, cok kucuk yaslarda olusturdugumuz yapilardir. Ozellikle insan hayatinin ilk 7, 8 yili, bu formlarin sekillenmesinde buyuk onem tasir. Ilk yillarda ogrendiklerimiz, basta ailemizin hareketleri, yaklasimlari, dusunceleri, farkli durumlara tepkileri bir sunger gibi beyne cekilir. Uzerine, evin disindaki interaksiyonlar, nasil sosyallesildigini ve davranis paternlerinin belirlenmesinde cila olur.

Pedagoglar icin yeni olmayan bu bilginin, meydana gelen bozukluklarin duzeltilmesine yeterli derecede yardimci oldugunu sahsen dusunmuyorum. Gulumseyen hastalarin, normal; arastirmaci dusunurlerin, acaip oldugu bir dunyada, cocuk egitim ve terbiyesi sistemlerinin basarili olduklarini varsaymak, ne derece mumkun emin degilim.

Cocukluk caginda, bizim gelecegimizi etkileyen faktorlerden onemli bir tanesini inceliyelim.

Oyunlar

Oyunlarin cok buyuk bir bolumu (neredeyse hepsi) rekabet uzerine kuruludur. Rekabet etme gudusu bebeklikten itibaren itina ile asilanir. Oyunlarda, bir kisiye karsi ya da bir gruba karsi ya da bir bilgisayara karsi ya da farkli formlarda rekabet edilir. Stratejiler bir birinden farklidir ama uyarilan temel gudu rekabettir. Kendi cocuklugunuzdaki oyunlari dusunebilirsiniz.

ToyAssociation.org’un 2010 raporuna gore, dunya genelinde yaklasik 84 Milyar dolarlik bir pazardan soz ediyoruz. Insan beyninin gelisim asamasinda oldugu yillarda, cocuklarin en sevdigi aktivitenin tedariginden bahsediyoruz. Tatmin duygusunun nasil belirlendigi bir surec bu. Oyunlarin kisilik ve karakter olusumundaki onemi muazzamdir. Tatmin olmak icin ancak birseye karsi ustunluk saglamanin ya da rekabetin asilandigi bir surec…

Dunya uzerinde, rekabetci sistemler icerisinde, bir bireyin bir digerine (birbirlerini tanisinlar, tanimasinlar) rekabet edebildigi olcude ya da digerine ustunluk saglayabildigi oranda tatmin edebildigi bir ego dusunun. Ve bunu simdi 7 milyar ile carpin. Ve cami acip disari bakin.

Dogaya baktigimizda hayvanlar da oyun oynarlar fakat cogu ornekte, hayvanin arastirmaci ve merak guduleri ile oynadigini goruruz. Insanlarda oyun kavrami ogrenilen bir kavram oldugu icin, aileden ya da cevreden gelen bilgiler daha farkli gudulerimizi aktive ederler.

Egonun ilk yillarda bu sekilde gelismesinde, oyunlarda asilanan rekabet, sahiplenme, hirs, doyumsuzluk gibi ihtiyaclarin onemli olcude etkili oldugunu soylemek isterim. Bu daha sadece birinci asama. Okullar baslar ve esas rekabet farkli bir yuzle bize merhaba der. Bu kez insanlar gercek rakiptir. Belli bir grup icerisinde digerlerinden yuksek puan almak zorundasinizdir. Cunku herkese yetecek olcude universite, brans, hoca, bilgi yoktur. Bilginin parayla verilmesi zaten basli basina bir paradigmadir. Dunyadaki duzenin carpikliginin bir baska gostergesidir.

Okuldan mezun olup is hayati, es secimi derken farkli rekabet ve mucadeleler icerisinde bulursunuz kendinizi. Bu ihtiyaclarin zaten dunya uzerindeki tum hayvanlarda temel olarak oldugunu dusunup, bu durumu da buna baglamiyorsunuzdur umarim. Zira, bizi hayvanlardan ayiran bagzi detaylar var. Ne mi? Analitik, matematik, gorsel ve dilsel gibi farkli alanlarda hesap yapabilme yetenegi. Bunlarin disinda yine bizi ayiran baska bir ozellik, kendi cinsine aci vermekten ya da kendi cinsinin fiziksel, psikolojik yaralanmasindan zevk duymak. Bunu sadece sadist diye adlandirdigimiz kisiliklere yuklemek bence onlara haksizlik olur. Ya teshisin konulmadigi sadist egilimli insanlar? Dunya uzerindeki tum doktorlarla hepsine teshis koymaya kalksaniz, bu doktorlar, kendi omurleri icerisinde tum dunyada yasayan sadistlerin tumunu fislemeye omurleri yetmezdi. Insanoglu sevkatli ve merhabetli oldugu kadar, kendine ve kendi cinsine direk ya da dolayli olarak zarar vermekten zevk alan tek canli turudur.

Nasil bu hale geldik, ne ara insanliktan ciktik, akla gelmeyen sorular. Fakat etrafiniza baktiginizda, hemen hemen tum insanlarin, para ve karlilik icin tum degerlerini ikinci plana atmaya hazir (ya da coktan atmis) bir toplum olusturdugunu gormek zor degil. Bu donusum surecinin dogal bir surec olmadigini gosteren ve bu konudaki supheci insanlari tatmin edebilecek cok fazla veri var. Arzum, bu konuda suphesi olan ya da olmayan herkesin, bu yazilari yargilamadan once, bu konudaki kendi arastirmalarini yapmalari. Benim yazdiklarim dahil, herseyi sorgulamaniz yapabileceginiz en saglikli hareket olur. Okulda olsun evinizde aileniz ile olsun, yeterince sorgulamadan ve arastirmadan, bir bilgiyi kabul etmek, etrafinizda gordugunuz toplum formlarinin olusumuna sebep oluyor.

Oyun konusuna geri donecek olursak, yani cocuklar oyun oynamasin mi? Oynasinlar. Tabiki kimse cocuklarin oyun oynama haklarini ellerinden almamali. Zaten oyun oynama hakkina mudahale etmenin bu noktada bir faydasi olmayacaktir. Birakin oynasinlar.

Carpiklik sadece egitim sisteminden, film edustrisinden, oyun edustrisinden kaynaklanmiyor. Bunlar dislilerin parcalari. Farkli dusunebildigimiz, farkli bakabildigimiz olcude, dislilerin saatin isleyisini nasil duzenledigini anlamaya baslayabiliriz.

Dusunce formlari bu acidan cok onemli. Esnek, yenilikci, yapici, yaratici, deneysel, bagimsiz dusunmek beyin isleyisinin dinamosu olmali. Fakat bir yetiskin, aldigi kulturel ve akademik egitim ile bu noktaya ne kadar ulasabilir, buna siz karar verin. “Kolektivist acenda” baslikli yazimda bu durumu izzah etmeye calistim.

Görsel

Bireyin dogumdan itibaren beyin dalgalarinin, ilk yillarinda sirasiyla delta, teta, alfa frekanslarindan gecerek, beta frekansinda gelisimini surdurdugu biliniyor. Bu frekanslar bizim gunluk hayatta, uyurken ya da meditatif aktivitelerde erisebildigimiz frekanslar. Beta frekansina gelisimiz hangi araclarla oldu, kim neden karar verdi, ilk ne zaman, nerede oldu, bu ayri bir yazi konusu ve buraya sigamayacak kadar derinlere dayaniyor kokeni. Fakat beynin matematiksel, ezbere, kelimeler ile linear algilamaya, iletisime ve bunun gibi daha bircok faktore dayali bir sistem icerisinde gelisiminin bu surece etkisi oldugunu savunan ciddi calismalar var. Bunlardan bir tanesi Amerikali hekim, beyin cerrahi, yazar, Dr. Leonard Shlain. Kendisinin bu alanda yazdigi kitaplari okumanizi tavsiye ederim. Kendisinin 2006’da Kalifornia’da, Pepperdine Universitesinde bu konuda yaptigi konferansi izlemenizi yine siddetle tavsiye ederim. Medeniyet gecislerindeki surecler icerisinde, beyni kullanma yaklasimlari ve ortaya cikan teknikler ile ilgili calismalarini burada bulabilirsiniz (The Distinguished Lecture Series Pepperdine University Malibu, California).

Silva methodu gibi bagzi teknikler ile beyin kullanimi ve dusunce formlari uzerinde kapasiteyi ve esnekligi arttirici calismalar yapilmaktadir. Gunumuzde IQ kavraminin uzerine cikan ve cok daha onemli oldugunu anladigimiz EQ kavramindan sonra simdi de “Fluid Intelligence” (akici zeka) denilen, muthis kritik bir olgudan bahsediliyor. Bir sonraki yazimda bu konuyu genis olcekte ele almayi planliyorum.

Dusunce formlari cok onemli. Size egitimini vermemis olsalar da, dusuncelere nasil yon verdiginiz, sizin realitenizi algilama noktasinda belirleyici olacaktir. Daha cok ogrendikce mevcut durumun sizi rahatsiz etmesinden korkmayin. Cunku tunelin sonunda gorunen isigin tren olup olmadigini anlamanin, hayatinizin gercek yasam kalitesi uzerinde etkisi paha bicilmez olacaktir.

Ağustos 18, 2013 tarihinde Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 1 Yorum.

  1. Geri bildirim: Adaptasyon | tufanguven

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: