Steve Jobs & Stockholm Sendromu

Görsel

Bu yazımda Steve Jobs’un ne kadar kahraman olup olmadığına ışık tutmaya çalışacağım. Aynı zamanda Stokholm sendromunun da daha iyi anlaşılmasını sağlayacağım.

Steve Jobs

Artık efsaneyi herkes ezberledi. Steve Jobs zamanımızın en büyük girişimcisiydi. Apple hikayesi, iPhone, iPod, iPad…

Gecmişinde LSD kullanmış olması ve bunu hayatında yaptığı en önemli iki, üç hareketten biri olarak nitelemesi, yine geçmişinde kolejden atılması ve diğer alışkanlıkları göz önüne alındığında, Jobs’un hayatının sıradan bir insan hayatından çok farklı olmadığını anlayabiliyoruz.

Fakat Jobs’un yarrattığı iddia edilen teknolojilere ve bunların kullanım alanlarına baktığımızda durum gittikçe değişiyor. Bugün medyadaki bazı haberlere baktığımızda, NSA’in (National Security Agency, Amerika) tüm yol boyunca Jobs’un arkasında olduğunu görüyoruz. NSA’in iç yazışmalarında (tıklayın), Apple kullanıcıları “zombi” olarak, Jobs da “big brother” olarak geçiyor.

Jobs’un hiç bir zaman hükümet karşıtı düşünceler geliştirmemesini de (geliştirmek zorunda da değildi) bir kenara koyalım. Yani kendi ülkesi başta olmak üzere, hükümetlerin insan hakları ve özgürlüklerine karşı tutumlarını hiç eleştirmediği gibi, “modern surveillance state” dedikleri, herşeyin hükümet tarafından izlendiği modern Orwellian toplumuna geçişe de hız kazandırmıştır. Bu perspektiften bakıldığında Jobs, Elitlerin bir aracı belki de politikalarının öncülerinden biri idi. Bu sayede NSA, canı istediğinde hedef olarak belirlediği kişilerin bilgilerine erişebilecek kapasiteye geldi.

Farklı bir açıdan bakacak olursak, Apple’ı kuran Jobs değil, Steve Wozniak idi. Wozniak’ın Atari için dizayn ettiği devre kartlarından kazandıkları bonusu bile Jobs kendine saklamıştı. Bir süre sonra, şirket içinde iyice problem olmaya başlayınca da kovulmuştu.

Yıllar sonra geri döndüğünde şirketi iflasın eşiğinden döndürdü ve devamındaki hikayeyi de biliyorsunuzdur.

Muhteşem ürünlere bir göz atalım,

IPod’dan önce de MP3 playerlar vardı. Tek farkı, iPod sadece telif haklarını koruyan iTunes dosyaları ile çalışabiliyordu.

IPhone’dan önce de akıllı telefonlar vardı. Dokunmatik ekranları ve aplikasyonları çok daha ucuza mevcuttu. Sahip olmadıkları şey, NSA takip sistemleri tarafından erişilebilir kapalı devre yazılımları yoktu.

Jobs aslında hiç bir yenilik çıkarmadı. Yeni kontrol-takip araçlarını, makyajlayarak insanlara sundu. Belki de Apple’a ikinci gelişinin esas amacı bu yazdığım süreci geliştirmekti.

Jobs’un marihuana içiyor, meditasyon yapıyor olması ya da spirituel inançları; ki bunların hepsi saygı duyabileceğim konular, Jobs’un acendasına sis perdesi çekmek amaçlı çizilmiş olabilir.

Yine başka bir perspektiften bakarsak, cep telefonlarının kanser hücrelerinin gelişimine nasıl etkili olduklarını anlatan neredeyse milyon tane bilimsel doküman var. Hatta sadece linkini verdiğim bu videoyu izlerseniz (tıklayın) cep telefonlarının ve freakansların biolojiyi nasıl etkilediğini öğrenebilirsiniz. Cep telefonlarının yaydığı zararlı radyo dalgalarının kısa tanımlaması olan SAR değerlerinin, iPhone’larda, rakiplerine oranla neden yüksek olduğunu biliyor musunuz?

Steve Jobs’un yeni filmini izledim. Hollywood’un insanların beyinlerini nasıl şekillendirdiği hep ilgimi çekmiştir. Çok klasik bir propaganda filmi. Jobs’u özenilecek bir kahraman, teknolojik gelişimi de uğruna aşık olunacak bir olgu olarak sunuyorlar.

Sembolizm tarafından incelenecek olursa, Apple’ın logosunun gerçekten raslantı sonucu seçilmiş bir logo olduğuna inanmak cok güç. Zira elma sembolü, dini, ezoterik, felsefi birçok alanda sıkça kullanılan bir semboldür. Iyi ya da kötüyü temsil etmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Derin bir konu olup, sadece bu tip logoların seçiminin hiç bir zaman rastlantı olmadığını belirtmek isterim. Elma, Saturn, vessica pisces, yılan, piramit gibi semboller elitlerin sıkça kullanmaktan hoşlandığı logoların bazılarıdır. Bir düşünün, elma logosu neden bir armut yada üzüm değil de elma…

Stockholm Sendromu

Wikipedia tanımı ile, rehinenin kendisini rehin alan Terörist kişiyle olası diyalog sürecinde oluşan duygusal anlamda sempati ve empati oluşması olarak özetlenebilecek psikolojik durumu anlatan literatür terimdir.

Yani, rehinenin, kendini kaçıran teröriste aşık olmasıdır…

Eylül 11, 2013 tarihinde Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 3 Yorum.

  1. Radikal Blog’a (http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/elektromanyetik-alanlar-ve-canlilara-zararlari-22814) yaptığınız yorumu yeni gördüm. Yazı giriş arayüzünde yorum geldi diye bir uyarı yok. Tek tek bakmak gerekiyor. Verdiğiniz video linki için teşekkür ederim. Çok faydalı oldu. WiFi ile ilgili sorunuza gelince; yayın tekniği açısından kablosuz yayınları hepsi aynı. Ama iletişim sorunları yaşandığında verici devreleri yayını güçlendiriyor. Bu da çok daha fazla risk üretiyor… Jobs ile ilgili düşüncelerinize katılıyorum. Selamlar.

  2. Elma olayı sandığınız gibi değil keşke araştırsaydınız biraz. Hiç sevmem yarım araştırılmış yazıları. Şu röportajı izlerseniz görürsünüz elma hikayesini…

  3. Yasin Bey, uykunuzu bolmek istemezdim ama asagidaki linkte goreceginiz resim ilginizi cekebilir. Agactaki elma buyuk ihtimalle rastlanti heralde.

    Tatli ruyalar…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: