Blog Arşivleri

Altın Oran: Fraktalitenin Doruk Formu

Potansiyel dergi kapagi ya da makale ana resmi 01

Altın oran ile ilgili hemen hemen hepimizin kafasında klasik bir tanım bulunur. Yaklaşık şuna benzer bir şey: “Doğanın ve insanın yaratılışındaki hakim oran”. Günümüzde bilimsel ve teknolojik ilerlemenin hızı, birçok alanda olduğu gibi altın oranın da tanımını daha kapsamlı yapmamıza izin vermektedir. Hep beraber, Türkiye’de ilk kez, bu gelişmiş tanımı, “Fraktal Alan Bilimi” perspektifinden inceleyelim.

ALTIN ORAN;
evrenin, farkındalığın, aydınlanmanın, yaşam enerjisinin, yer çekiminin, alfabe ve sembolün, rengin, mikrodan makroya maddenin ve diğer tüm merkezcil ve kendi kendini düzenleyebilen kuvvetlerin kullandığı mükemmelleştirilmiş ‘fraktal alan faz uyumu’ oranıdır.

Peki neden özellikle altın oran, fraktalitenin en mükemmelleştirilmiş formu ya da doruk noktasıdır?

Dan Winter, altın oranın niteliklerini, “Fractal Conjugate Space & Time: Cause of Negentropy, Gravity and Perception” adlı kitabında tüm detaylarıyla vermektedir. Öncelikli olarak , altın oranın altındaki temel bilimi sağlıklı bir şekilde anlayabilmemiz için, tüm evrenin bir dalga fonksiyonu olduğunda hemfikir olmamızı öneriyorum. Tesla’nın da dediği gibi, evreni bir madde yapısı olarak değil; enerji, frekans ve titreşim üzerinden düşünmeliyiz. Başka bir deyişle dalga fonksiyonları olarak. Buradan yola çıkarak, dalga alanlarının yapısını anlamamız çok önemlidir.

Altın Oran 01

Dan Winter ve ekibi, maksimum yapıcı dalga etkileşimine olanak sağlayan oranın altın oran olduğunu ispat eden dalga formülünü yayınlamışlardır (kaynak için tıklayın). Bu şu anlama gelmektedir: Aşağıdaki grafikte görülen yatay beyaz çizginin üst tarafı enerji paylaşımını ya da yapıcı enerji oluşum alanını göstermektedir. Yatay çizginin alt tarafı ise enerji birikmesini ya da yıkıcı enerji alanını temsil etmektedir. Yapılan testlerde, farklı dalga birleşmelerinin (faz uyumları) analizi yapılıp, hangi oranda birleşen dalgaların ne tip alanları destekledikleri ve oluşturdukları ölçülmüştür. Bu ölçümlerin sonucunda, yapıcı dalga etkileşiminin, enerji paylaşımının (ya da biyoaktif alanın) maksimize edildiği oran, altın oran (1.618…) olarak ölçülmüştür. Yani, altın oran ile birleşen dalga alanları, biyolojiyi maksimum destekleyen, yapıcı dalga etkileşimine olanak sağlayan alanlar yarattıkları anlaşılmaktadır. Bu etkinin tam tersi olan, yıkıcı dalga etkileşimi (enerji birikimi) ise tam olarak 2’nin katları (oktav) noktasında maksimize olmaktadır.

Altın Oran 02

Özetlemek gerekirse, altın oran bazlı dalga kavuşumu (faz uyumu) biyolojiyi maksimum destekleyen alan yani biyoaktif alan yaratmaktadır. Biyoaktif alanın tam tersi alanlar da, yani enerji biriktiren, paylaşmayan alanlar 2 ve katları (oktav) oranında ifade olmaktadırlar. Yani 2 ve katları, biyoloji için yıkıcı alanlar oluşturmaktadırlar.

Başka araştırmacıların çalışmalarına baktığımızda, Rus biliminsanı Dr. Konstantin Korotkov, Kirlian tekniğinden geliştirdiği GDV Sputnik (Gas Discharge Visualisation – Gaz Salınım Görüntüleme) cihazı ile beraber aynı bulguları destekleyen sonuçlara varmaktadır. GDV cihazı ile havadaki enerji yoğunluğunu ölçen Dr. Krotkov, altın oran bazlı fraktal alanlarda yapılan ölçümler ile bu alanların tam tersi alanlarda yapılan ölçümleri karşılaştırdığında aynı bulguları gözlemlemiştir. Yani enerji alanının (kapasitesinin) en yüksek olduğu alanlar, altın oran bazlı fraktal alanlar (Örnek: Kutsal tapınaklar, fraktal doğal alanlar…) olmuştur. Enerji alanının (kapasitesinin) en düşük olduğu alanlar ise, metallerle dolu, suni havalandırmaların bulunduğu, geometrik olarak altın oranın tam tersini veren ve benzeri alanlar olmuştur. Bu tip yıkıcı alanlar immün sistemimizi, enerji alanlarımızı (auramızı) negatif etkilemektedirler. Altın oranın biyolojiyi maksimum desteklediğini gösteren daha birçok çalışma mevcut fakat hepsini bu makaleye sığdırmamız kolay değildir.

Bu konuya mimari perspektiften bakacak olursak, günümüzde tüm dünyada hakim olan, kensel yaşam alanlarının geometrik yapılarına bakmamız gerekiyor. Tüm gelişmiş şehirlerde, kutu kutu mimariler görmekteyiz. Kimisi kübik, kimisi dikdörtgen ama hepsi 90 derece açılarla yapılmış mimarilerdir. Peki 90 derece açının biyolojik yaşama maksimum derecede zararlı olduğunu kaç tane mimar biliyor acaba? Sadece mimaride değil her alanda 90 derece açı biyolojiyi negatif etkilemektedir. Makro ölçekte gezegenlerin etkileşiminden tutun, mikro seviyede hücrelerin etkileşimine kadar.Altın Oran 04

Yandaki resimde, manyetik alan fotoğraflama tekniği ile çekilmiş görüntüde, 90 derece açı yapan metallerle dolu beton kolonun yıkıcı manyetik etkisinin nasıl uzandığını görebilirsiniz. Bizim bugün teknoloji ile erişebildiğimiz bu bilgileri binlerce yıl önce kadim medeniyetler nasıl biliyorlardı? Bugün üniversitelerin mimari bölümlerinde neden bu bilgiler hala öğretilmiyor?

Buna karşın altın oranın kullanıldığı mimariler, ki bugün altın oranlarla çalışan neredeyse tek bir mimar bulamazsınız(!), biyolojiyi maksimum seviyede destekleyen ve şarj eden yapılardır. Özellikle altın orana dayalı organik fraktal yapıların, gerek bitkiler olsun gerek insanlar olsun, biyolojik gelişime olan katkıları maksimumdur. Bu katkının tam tersi de maksimum zarardır. Organik olmayan, yani, altyapısı metallerle dolu, 90 derece açılı duvarlar sadece biyolojiyi negatif etkilemekle kalmaz, subliminal olarak da süreklilik arz eden bir tatminsizlik durumu yaratır, kişinin enerji alanının (yani aurasının) zehirlenmesine yol açar.Altın Oran 05

Dan Winter’ın websitesinden Türkçeye çevirdiğim yandaki resimde yapı sektörü de içinde olmak üzere birçok alanda kullanılan materyellerin hangilerinin biyolojik gelişimi desteklediğini (fraktalitele kapasitelerini) görebilirsiniz. Şemada, yukarıda bulunan alanlar biyolojiyi desteklerken, aşağıdaki alanlar biyolojiyi zehirlemektedirler.

Teknik olarak, metal yapıların hazırlanışında maruz kaldıkları yüksek ısı ve basınç, maddenin frekansını ve yapısını bozup, biyolojiye maksimum derecede zararlı hale getirmektedir. Bu zarar sadece biz ona dokunduğumuzda değil, etrafımızdayken de aura alanımızla temas halinde olmasından dolayı bizi sürekli zehirlemektedir. Çünkü auramız, bu tip alanların içerisinde nefes (enerji) alamaz.

Burada dikkat çekmek istediğim bir diğer konu da, amacımızın iyi ve kötü olarak bir sınıflandırma yapmak olmamasıdır. Doğada herşey denge halindedir ve doğa tüm bu kuvvetleri etkin bir şekilde kullanmaktadır. Nasıl ki kutuplu bir ortamda bulunuyorsak, biyolojiyi destekleyen alanların olduğu gibi, bu alanların yoksunluğu da zaruridir. Başka bir deyişle biri olmadan öteki de olamaz. Aynı karanlığın aydınlığa, aydınlığın da karanlığa ihtiyacı olduğu gibi. Önemli olan bu alanları kifayetli bir şekilde tanımlayabilmemiz ve bu konudaki farkındalığımızı arttırabilmemizdir. Kanımca bu adımı atmadan bir sonraki adıma geçmemiz mümkün değildir.

Altın Oran 06Dan Winter ve ekibinin yaptığı testlerde, altın oranın, yapıcı etkileşime çözüm olduğu ve dalgalar için en yapıcı birleşim olduğu tespit edilmiştir. Aynı orandan hareket ederek, 3 boyutlu oluşumlarda bu oranı gözlemleyebiliyoruz. Örnek: Platonik cisimlerin bazıları (dodekahedron, ikozahedron), hidrojen atomunun yapısı, DNA… gibi. Burada belirtmek gerekir ki küp, tetrahedron ve oktahedron gibi platonik cisimlerin yapısı altın oranın tam tersidir. Yani enerji paylaşımından ziyade enerji birikmesini tetiklerler. 5 platonik cismin içerisinde daha önce de yazdığımız gibi sadece dodekahedron ve ikozahedronda altın oran bulunmaktadır. Fakat her bir platonik cismin de birbiri ile bağı vardır. Bu konuyu şimdilik başka bir makaleye bırakalım.

Kritik olan konu, EĞER altın oran, yapıcı dalga etkileşimine çözüm ise, O ZAMAN, yapıcı baskıya da çözüm olmaktadır! Yapıcı baskı çözümünün inanılmaz alanlara etkisi vardır! Bunlardan en önemlisi, YER ÇEKİMİ!

Çekim kuvveti, Einstein’in açıklamaya çalışıp başaramadığı formüllerden biridir. O, çekim kuvvetinin, sonsuz baskı alanından kaynaklandığını biliyordu. Fakat kimse ona fraktalitenin ne olduğunu söylememişti! Zira fraktalite konusu, 1975’de Polonya asıllı matematikçi Benoit Mandelbrot’un matematiksel olarak kendisini ifade etmesini bekliyordu… Yer çekimi konusuna sonra geri geleceğiz.

Istvan Hargittai’nın kitabı Beş Kat Simetri’de (Fivefold Symmetry), neden tüm canlı proteinlerin temel olarak PENTAGONAL bir yapıya sahip olduğu sorulmaktadır. Bariz cevap, bu simetri/yapı, tüm canlı proteinlerin biyolojik alanını merkezcil, yani canlı tutabilmesi için gerekli olan altın oran bazlı elektrik alanını oluşturmaktadır. Pentagonun en kutsal ve kadim sembollerden biri olduğunu ve mükemmel altın oranı içinde barındırdığını da hatırlatalım. Altın oran, çok güzel elektriksel (negentropik -entropinin tersi) bir sebepten dolayı, güzelliğin de tanımlayıcısıdır.

Altın oran, evrende hem aritmetik hem de geometrik orana sahip tek orandır. Lütfen son cümleyi tekrar okuyun. Evet, iki orana da sahip başka bir sayı mevcut değildir.

Örnek: .618… , 1.0 , 1.618… , 2.618… , 4.236…

Yukarıdaki altın oran serisinde herhangi yanyana iki sayıyı topladığınızda bir sonraki sayıya ulaşırsınız. Bu aritmetik orandır. Seri içerisindeki herhangi bir sayıyı alıp 1.618 ile çarptığınızda (yine) bir sonraki sayıya ulaşırsınız. Bu da geometrik orandır. Altın oran, SADECE hem aritmetik (toplamalı) hem de geometrik (çarpmalı) orana sahip değil, AYNI ZAMANDA, dalga mekaniği ve elektrik fiziği açısından da dramatik ve fazlasıyla gözden kaçmış anlamlara sahiptir. Çünkü, fizik ve felsefedeki birçok problem ve sır, en temelde, sonsuz ve yıkıcı olmayan (yapıcı) baskı problemine dayanmaktadır.

Altın oranı, sadece dünya üzerindeki canlı yaşamda değil, evrenin her bir seviyesinde gözlemleyebiliyoruz. Hidrojen atomunda, canlı proteinlerde, DNA’da, insan vücudunda ve bitki örtüsünde (Fibonacci serisi aracılığı ile), güneş sistemindeki gezegenlerin yörüngesel ilişkilerinde, ve evrenin yapısında. Burada yazılanların hepsi ve fazlasıyla ilgili altın oran bağlantısını gösteren çalışmalar mevcuttur. Örnek olması açısından evren ve altın oran bağlantısını bir inceleyelim.

Öncelikli olarak, evrenin yapısı fraktal birAltın Oran 07 dodekahedrondur. Dodekahedronun da, 5 platonik cisim arasında ikozahedron ile beraber mükemmel altın orana sahip olduğunu hatırlatalım. Nature dergisi, 2003 yılında, evren ve dodekahedron ilişkisini kapağına taşımıştı. Fakat biliminsanları bu gerçeği değerlendirmeye almama eğilimindeler. Bunu değerlendirmeye alabilseler, karanlık madde gibi gereksiz konseptlere de ihtiyaç duymazlardı. Karanlık madde, evrendeki madde yoğunluğunun anlaşılamaz bir şekilde belli alanlarda yoğunlaşması ve belli alanlarda azalmasını açıklamaya yönelik icadedilmiş anlamsız bir konsepttir. Halbuki, algılayabildiğimiz madde yoğunluğunun (galaksiler, takım yıldızları), fraktal enerji baskılaması ile oluştuğunu anlasalar, bu tip gereksiz ihtiyaçlara da başvurmaları gerekmezdi.

Madde ve karanlık madde yanılgısını, baskı ve baskısızlık olarak değiştirmek, bilimsel anlayışı ileriye götürecektir. Baskı sisteminin mekanizmasını anlamak, karanlık madde gibi gereksiz konseptlere olan ihtiyacı da ortadan kaldıracaktır.

Altın Oran 082003 yılında Nature dergisinde yayınlanan araştırmada, evrenin yapısını anlamak için yapılan testler izah edilmiştir. Güneş sistemimizin dışında (Oort bulutu dışında) bulunan kozmik mikrodalga ışınlarının haritalaması ile çıkarılan evrenin haritasındaki ısı farkları gözedilerek oluşturulan madde yoğunluğu (galaksi yoğunluğu) haritası, farklı geometrik ve platonik sistemler ile ilişkilerinin olup olmadığı test edilmiştir. Yapılan testlerde, hiçbir geometri ve form bu ilişkiyi göstermezken, dodekahedron formunun evrenin yoğunluk haritası ile bire bir üstüste oturduğu saptanmıştır.

Sonuç olarak evren içerisindeki algıladığımız madde dağılımını fraktal alan bilimi ile açıklayabiliyoruz. Demiştik ki, altın oran bazlı mükemmel merkezcil ve fraktal baskı alanı çekim kuvveti yaratmaktadır. Çünkü sadece altın oran yapıcı dalga birleşimine izin vermektedir ve ancak altın oran ile enerji baskısı, enerji ivmelenmesine dönüşebilmektedir. Mükemmel enerji baskısının, enerji ivmelenmesine dönüşmesi karadelik fiziğinin de altında yatan olgudur. Dünyanın merkezinde, Güneşin merkezinde, evrendeki galaksi gruplarının dağılımda ve atomik yapıların merkezinde rol oynayan çekim yasasında olduğu gibi.

Tekrar gelelim Nature dergisine. Evrenin yapısını, dodekahedron ile açıklayabiliyorlar fakat bu formun altın oran bazlı fraktal yapısına hiçbir şekilde değinmiyorlar. Çünkü bunu da söyleseler, en kadim sırlardan birisini açıklamış olacaklar. Fakat bu bilgiyi de farklı yerlerde bölük pörçük vermeyi ihmal etmiyorlar…

Altın Oran 09New Scientist dergisi kapağına, “Fraktal Evren” haberini ve resmini koyabiliyor. Fakat hiçbir zaman tüm parçaları birleştirip, bir bütün olarak birarada insanlara vermeyecekler. O zaman global politikaya ters düşmüş olurlar. Herkes evrenin yapısını, bunun altındaki bilimi öğrenirse, bütün sistemler sallanmaya başlar. Herkes inancını sorgulamaya başlar. Tabiki amacımız kimsenin inancını değiştirmek değil fakat gerçek bilimin, bugüne kadar saklanan bilimin er geç ortaya çıkacağını düşünüyorum. Bu bilim Türkiye’de ilk kez “Fraktal Alan Bilimi” kapsamında izah edilmektedir. Daha önceki makalelerde de farklı perspektiflerden bu konuya değinmiştik.

1960’larda Rus araştırmacılar, tarihte kayda değer,Altın Oran 10 önemli yerleri birbirine bağlayabilecek bir model ararlarken bir matriks bulurlar. Buldukları bu matriksin çizgileri ve düğümleri üzerinde eski çağ uygarlıkları ve manyetik anomaliler vardır. Buldukları bu modelin 12 tane pentagonel (beçgen) yüzü olduğu fark edilir. Bu bir 12 yüzlü, dodekahedrondur. Yani dünyanın ana enerji hattını keşfederler. Sanırım artık herkes dodekahedronun mükemmel altın orana sahip olduğunu hatırlıyordur. Dünya üzerindeki yer çekiminin izlerini de yine dünyanın ana enerji hattının geometrisindeki altın oranda görebiliyoruz. Nasıl ki, güneş sistemindeki tüm gezegenlerin çekimi güneşe doğru ve güneş sisteminin içerisindeki altın oranı ölçebiliyoruz, aynı şekilde, dünyamızın çekim kuvvetinin altında yatan sebep de altın oran ile mükemmelleştirilmiş fraktal merkezcil faz uyumudur (dalga birleşmesidir), dodeka – ikoza geometrisinde olduğu gibi.

Fraktal alan bilimininin etkilerini sadece fizikte değil, ruhsal alanlarda da net olarak deneyimlemekteyiz. Daha ileriki yazılarımızda bu konulara da değineceğiz fakat şimdilik kısa bir giriş yapıp, diyebiliriz ki; ruhun ihtiyacı olan, enerji alanını geliştirebilmesi, içinde var olduğu alanların ne kadar fraktal olabildiğine dayanmaktadır. Yani fraktal olmayan alanlar enerji alanınızı zehirlerler.

Bunun için:

İçinde bulunduğunuz şehir ya da köy (Doğal malzemelerden yapılmış olmalı, altın orana dayalı mükemmel manyetik baskı alanları oluşturulmalı)
• Yediğiniz yemek (Endüstriyel yemek, GDO, kızgın DNA, monokültür olmamalı)
• Soluduğunuz hava (temiz olmalı)
• Konsantre olduğunuz düşünce ve duygularınız (paylaşıma açık olmalı)
Zaman içerisindeki hareketleriniz ve kararlarınız (fraktal akış ile uyumlu olmalı)

Yukarıdaki her bir madde için söylenebilecek çok şey var. Kısaca, hayatımızda kararlar alırken, aura alanımızın hijyenini düşünmemiz, bizi kaliteli bir hayatın (realitenin) standartlarına taşır.

Anlaşılıyor ki, insanoğlunun ilk sırrı; fraktalite ve altın oranı, birbirleri ile olan ilişkilerini ve evrendeki tüm dinamikleri nasıl yarattıklarını tekrar keşfetmenin vakti geldi. Bu bilimin sırlarını ve gizemini beraber çözmeye ve hayatımıza nasıl entegre edebileceğimizi öğrenmeye davet ediyoruz sizleri. Bu konuda detaylı bilgilerin paylaşıldığı (Fraktal Alan Bilimi adındaki) Facebook grubumuzu takip edebilirsiniz.

Reklamlar

Atatürk ve Fraktal Mimari

ata1

Alıntı:

Atatürk’ün SOSYAL FABRİKA PROJESİ dışındaki “akıllı projelerinden” biri de İDEAL CUMHURİYET KÖYÜ PROJESİ’dir. “Köylü milletin efendisidir” diyen Atatürk, Türkiye’nin “tabandan kalkınması” için 1937 yılında İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’ni hazırlamıştır. Atatürk’ün üzerinde çalışarak uygulanmasını istediği bu proje, Afet İnan’ın “Devletçilik İlkesi” ve “Cumhuriyetin Ellinci Yılı İçin Köylerimiz” adlı kitaplarında yer almıştır.

Afet İnan, aslını TTK’ya bağışladığı, Atatürk’ün “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi”nin belgesini, Trakya Umumi Müfettişi General Kazım Dirik’ten aldığını ve Atatürk’ün bu projeyi onaylayıp geliştirerek uygulanmasını istediğini belirtmiştir.

Afet İnan, Cumhuriyet’in 50 yılı nedeniyle 1970’lerde tekrar gündeme gelen projenin hayata geçirilmesi için Bayındırlık Bakanlığı ve valilere mektuplar göndermiştir. 70’li yıllarda bu projenin hayata geçirilmesi için “çalışma atölyeleri” bile kuran Afet İnan, finansman sorununun çözülmesi için Meclis’e yasa tasarısı sunulmasına da önayak olmuştur. Ancak proje bir türlü hayata geçirilememiştir.

İşte bir zamanlar Başbakan Bülent Ecevit’in “Köykent” ve MHP’nin ‘Tarımkent” projelerinin esin kaynağı Atatürk’ün bu ‘İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’dir.

Atatürk’ün İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’nin amacı “çağdaş” ve “çevreci” bir köy yaratmaktır.

İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi, daire yerleşim planına sahiptir. Daire planın tam merkezindeki küçük dairenin etrafına, gittikçe genişleyen dört daire eklenmiştir. Plan, bu yönüyle ilk bakışta bir “dart tahtasını” andırmaktadır. Merkezden çevreye doğru helezonik bir biçimde gittikçe genişleyen dört parçalı köy planı, merkezden dışa doğru 6 yolla bölünmüştür.

Aslı Türk Tarih Kurumu’nda muhafaza edilen “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi”nde okul, cami, köy konağı, sağlık ocağı, otel–han, çocuk bahçesi ve fabrika dahil toplam 43 yapı bulunmaktadır. Plana göre köyün orta yerine yapılacak ‘anıt’ın etrafında sosyal tesisler, terzi, bakkal, berber gibi mekanlar yer alacaktır.

İşte Atatürk’ün, 1937 tarihli “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi” uygulandığı halde aşiret, tarikat eksenli “feodal yapıyı” yok ederek, kalkınmayı ve aydınlanmayı “tabandan”, “köyden” başlatacak; merkezinde “insan”,”hayvan” ve “doğa” olan bir “akıllı proje”!

****************** Alıntının sonu ******************

Bu projenin ana hatlarını ilk gördüğümde, kadim uygarlıklardan biri olan Atlantis uygarlığının yaşam alanına olan benzerliği dikkatimi çekti. Atatürk’ün, Atlantis ve Lemurya (Mu kıtası) gibi geçmiş uygarlıklara ait tarihi araştırmalara büyük önem verdiğini biliyoruz.

Geçtiğimiz senelerde Anıtkabire yaptığım bir ziyaret esnasında, Atatürk’ün okuduğu kitapların listesini inceleme fırsatım oldu. Bunlardan birkaçını sizlerle paylaşmak isterim:Ataturk-003

Metafizik – Aristoteles
The New Humanity – Mirza Ahmad Sahrab
Ziyafet – Platon (Eflatun)
Kozmik Güçler – James Churchward
Kayıp Kıta Mu – James Churchward

“Kayıp Kıta Mu” kitabı, Atatürk’ün talimatı ile kurulan bir ekip tarafından arastırılmış ve hatta Atatürk’ün istedigi üzerine Türkçe’ye çevrilmiştir. James Churchward’un “Kayıp kıta Mu” isimli kitabının okunmasının, öğrendigimiz insanlık MEDENİYETİNİN pek de derslerde öğretildigi gibi 5,6 bin yıllık geçmişe sahip olmadığının anlaşılmasına yararlı olacağını düşünüyorum. Platon dahil ünlü düşünürlerin ve araştırmacıların bu konudaki onemli referanslarına da başvurabilirsiniz.

atlantis 2

Alman bilgisayar programcısı Michael Hubner, İlk kez Platon (Eflatun)’un eserlerinde yazdığı Atlantis uygarlığına ait detayları inceleyerek oluşturduğu yaşam alanı da iç içe geçen halkalar sisteminden oluşmaktadır (yanda). Atatürk’ün de geçmiş uygarlıklara olan ilgisini ve araştırmalarını düşündüğümüzde, zamanının çok ötesinde tasarlanmış olan ‘İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’nin, kadim medeniyetlerin yaşam alanının bir mikro versiyonuna benzerliği aslında bizi şaşırtmamalı diye düşünüyorum.

v2

Daha da ilginci, fütüristlerin öncülerinden kabul edilen Amerikalı mucit ve toplum mühendisi Jacque Fresco’nun “Venüs Projesi” adını verdiği çalışmasının, Atatürk’ün ‘İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’ne olan benzerliği de gözlerden kaçmamaktadır. Jacque Fresco’nun 1916’da doğduğunu dikkate alırsak, bu projede kimin kimden esinlendiğini de anlayabiliyoruz.

Vesting Bourtange Holland

Hollanda’daki Vesting Bourtange, daha küçük ölçekte, fraktal mimari prensibinde kullanılan mükemmel enerji baskılama geometrik dizaynına göre inşa edilmiş bir örnektir. Aslında buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz de. Geçmişte, Atlantisten tutun, Atatürk’ün ‘İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’ne ve sonrasında çıkan fütüristlerin projelerinde de fraktal mimarinin köy tasarımında kullanıldığını görmekteyiz.

Bugün, teknolojik ve bilimsel ilerleme bizi öyle bir noktaya getirmiştir ki, fraktal alanların sadece hizmete erişim ve üretim optimizasyonu yapmadıkları, aynı zamanda biyolojik yaşamı da testlerle ölçülebilir bir şekilde destekledikleri net olarak görülmektedir. Bu da şu anlama geliyor ki, belli prensiplerin uygulandığı fraktal alanlar, insanların enerji alanlarını, auralarını ve dolayısıyla immün sistemlerini desteklemektedirler. Başka bir deyişle, mükemmel enerji baskısı, mükemmel enerji dağılımını yaratmaktadır. Bunun için manyetik alanların, enerji hatlarının, geometrinin, kullanılan materyallerin ve daha birçok faktörün değerlendirilmesi gerekmektedir.

Picture1Bilimsel ilerleme ile beraber, kutsal alanların ne kadar enerji yoğunluğuna sahip olduğunu ölçebilmekteyiz. Ve, kutsal alan yaratmak için aynı şekilde neye ihtiyacımız olduğunu da bugün biliyoruz.

6 sene önce Türkiye’deki ilk fraktal ve altın oran bazlı kompleksi inşa etmek için bir girişimde bulunmuştum. İçerisinde yaşam alanlarının, kişisel gelişim merkezlerinin ve permakültür uygulama alanlarının bulunduğu bir proje geliştirip, fon bulma arayışına çıktım fakat mütahitlerin çoğunun altın oranın ne olduğunu dahi bilmediklerini fark ettim. Belki zaman doğru zaman değildi fakat yurtdışında nasıl güzel örnekleri mevcut ise Türkiye’de de er geç fraktal alan bilimine olan farkındalığın artması ile beraber bu bilimin de mimari alanda yansımalarının görüleceğini ümit ediyorum.

Fraktal alan bilimi ile ilgili paylaşımlarda bulunduğumuz Facebook sayfasını takip etmek isterseniz tıklayın.

Fraktalite ile ilgili daha önceki makaleyi okumak isterseniz tıklayın.

Evrenin Yapısı ve Karanlık Madde Yanılgısı

Style:

Evrenin yapısı fraktal bir dodekahedrondur.

naturecoverNature dergisi, 2003 yılında, evren ve dodekahedron ilişkisini kapağına taşımıştı. Fakat biliminsanları bu gerçeği değerlendirmeye almama eğilimindeler. Bunu değerlendirmeye alabilseler, karanlık madde gibi gereksiz konseptlere de ihtiyaç duymazlardı. Karanlık madde, evrendeki madde yoğunluğunun anlaşılamaz bir şekilde belli alanlarda yoğunlaşması ve belli alanlarda azalmasını açıklamaya yönelik icadedilmiş anlamsız bir konsepttir. Halbuki, algılayabildiğimiz madde yoğunluğunun (galaksiler, takım yıldızları), fraktal enerji baskılaması ile oluştuğunu anlasalar, bu tip gereksiz ihtiyaçlara da başvurmaları gerekmezdi.

Madde ve karanlık madde yanılgısını, baskı ve baskısızlık olarak değiştirmek, bilimsel anlayışı ileriye götürecektir. Baskı sisteminin mekanizmasını anlamak, karanlık madde gibi gereksiz konseptlere olan ihtiyacı da ortadan kaldıracaktır.

Tabi ki burada, bilimi uygulamaya sadece kendilerinin hakkı olduğunu savunan ve onun bekçiliğine soyunan kurumların, tüketime dayalı, aydınlanmayı desteklemeyen ana sistemden bağımsız olduğu yanılgısına düşmemek gerekmektedir. Nasıl ki emperyalizm, askeri endüstriyel kompleks, dünya hükümetleri, sağlık, medya, eğitim ve diğer sektörlerin hepsi örümcek ağının birer parçaları ise “bilim” de bu çarpık sistemin bir parçasıdır. Hele ki bugün, bilimsel araştırma yapan grupların, konu ile direk ilgili alanları ya da verileri kendi acendaları doğrultusunda keyfi olarak göz ardı etmesi ve bu araştırmaları istedikleri sonuçları ortaya koyacak şekilde sunmaları, bilimin de hangi merciler tarafından kontrol edildiğini gayet açıklamaktadır.

Hatta mevcut sistemik virüs bugün spiritüel gelişim alanına da bulaşmış durumdadır. David Wilcock gibi bazı araştırmacılar, burada yazdığım bilimi de çarpıtarak dodekahedron ilişkisini oktahedron ilişkisi ile değiştirip, yanlış bir şekilde izah etmekteler.

pickyouruniverse2003 yılında Nature dergisinde yayınlanan araştırmada, evrenin yapısını anlamak için yapılan testler izah edilmiştir. Güneş sistemimizin dışında (Oort bulutu dışında) bulunan kozmik mikrodalga ışınlarının haritalaması ile çıkarılan evrenin haritasındaki ısı farkları gözedilerek oluşturulan madde yoğunluğu (galaksi yoğunluğu) haritası, farklı geometrik ve platonik sistemler ile ilişkilerinin olup olmadığı test edilmiştir. Yapılan testlerde, hiçbir geometri ve form bu ilişkiyi göstermezken, dodekahedron formunun evrenin yoğunluk haritası ile bire bir üstüste oturduğu saptanmıştır. Fakat bu formun altın oran bazlı fraktal yapısına değinilmemiştir. Çünkü bunu da söyleseler, en kadim sırlardan birisini açıklamış olacaklar. Fakat bu bilgiyi de farklı yerlerde bölük pörçük vermeyi ihmal etmiyorlar…

picture1New Scientist dergisi kapağına, “Fraktal Evren” haberini ve resmini koyabiliyor. Fakat hiçbir zaman tüm parçaları birleştirip, bir bütün olarak birarada insanlara vermeyecekler. O zaman global politikaya ters düşmüş olurlar. Herkes evrenin yapısını, bunun altındaki bilimi öğrenirse, bütün sistemler sallanmaya başlar. Herkes inancını sorgulamaya başlar. Tabiki amacımız kimsenin inancını değiştirmek değil fakat gerçek bilimin, bugüne kadar saklanan bilimin er geç ortaya çıkacağını düşünüyorum. Bu bilim Türkiye’de ilk kez “Fraktal Alan Bilimi” kapsamında izah edilmektedir. Daha önceki yazılarda da farklı perspektiflerden bu konuya değinildi.

Atomik tablodaki yapılardan tutun, DNA’ya, Güneş Sistemimizin yapısına ve evrenin yapısına kadar bu bilim, ölçülebilmektedir. İşin daha da ilginci bu bilimi ölçmekle ve öğrenmekle kalmayıp, hayatımıza da entegre edebilmekteyiz. Önemli olan bu enerji alanlarının nasıl oluştuğunu ve ne şekilde kullanabileceğimizi bilelim. Aslında Kutsal Alan kavramının bugün nasıl oluştuğunu biliyoruz. Teknik olarak bu alanları oluşturabilmekteyiz. Kutsal alan, yapıcı enerji paylaşımının maksimize edildiği bir alandır. Nasıl ki piramitlerin yapıları, kadim tapınakların yerleri ve geometrileri, tarihi kiliseler, camiler ve diğer ibadethaneler belli prensipler ile geçmişte inşa edildilerse, biz de bugün bu prensipleri uygulayacak kapasiteye sahibiz. Üniversitelerin mimari bölümlerinde (sistemin işleyişi gereği doğal olarak) verilmeyen bu bilgiler, artık gizli değil.

Ezoterik ve mistik öğretilerde çokça karşılaştığımız, zihin ve evren bağlantısını, bilimsel olarak açıklayabilmekteyiz. Esas olan, teknolojik gelişimi, toplumun yararına, ruhsal gelişimine ve farkındalığını arttırmaya yönelik kullanabilmektir. Bu bilimi de bir felsefe taşı olarak, her anlamda simyasal bir dönüşüme kullanabileceğimize olan inancım tamdır.

poincaredodeca

Kendine Benzerlik ve Fraktalite

article-picture

Doğa; molekülleri, kar tanesi, kristal ya da diğer düzenli formları yapmaya nasıl yönlendiriyor?

Kaos teoreminin bunun için bir cevabı var: Kendine benzerlik (fraktalite), yapı taşlarının kendi oluşturdukları yapılarda kendi formlarını taklit etmelerini sağlayan temel prensip.

Yüksek miktarlardaki partiküller, tek bir partikülün ilk olasılığı ile neredeyse aynı paterni ortaya koymaktalar. Elementler için de durum farklı değil. Yüksek miktarlardaki elementler topluluğu, tek bir elementin formundan kendi benzer formunu oluşturabilir. Her hangi bir elementin izleyeceği yol yönlendirilemeyeceği için, yüksek miktarlardaki hiçbir element topluluğu birbiri ile tam olarak aynı formu almayacaktır. Yüksek miktarlardaki elementlerin oluşturdukları paternler birbirlerine benzeyecektir, fakat hiçbir zaman tam olarak aynı olmayacaklardır. Dolayısıyla, tüm kar taneleri birbirlerine benzerler fakat hiçbir kar tanesi bir diğeri ile tam olarak aynı değildir.

Kendine benzerlik aslında oldukça önemli bir konu. Doğanın her ölçeğinde gözlemlenebilir. Birçok araştırmacı, kendine benzerlik olgusunun, bizim dünyamız da dahil olmak üzere tüm realitemizi şekillendiren, doğanın temel prensiplerinden biri olduğunu iddia etmiştir. Tüm araştırma alanlarında da gözlemlenebilmektedir; fizik, biyoloji ve hatta psikoloji ve sosyoloji…

Birçok alanda olduğu gibi farklı inanç sistemleri içerisinde de kendine benzerlik kavramını ya da fraktaliteyi görmekteyiz.

Tasavvuf içerisinde;
Tanrıyı insanın gönlünde arayan ve tüm evreni Tanrının bir yansıması olarak gören vahdet-i vücut (varlık birliği) anlayışı vardır. Bu felsefeye göre Makro plandaki Evren de tıpkı beyin hücreleri gibi, kökeni enerjiden ibaret bir holografik yapıdır. Kozmik çapta, holografik evren ve fraktalite yaklaşımında bunun anlamı, dünyanın her bir bölümünün, kendi içine gizlenmiş olarak evrenin tümünü içermesidir.

“Aklın amacı, Tanrısal özü görmek, O’nun birliğine ulaşmaktır.” –Mevlana
“İlim kendini bilmektir.” –Yunus Emre

Anadolu Tasavvufunda İlahi Sır: Tanrı – İnsan – Evren birliğinin idrakıdır. Yaradan ve yaratılan aslında her şey tek bir bütündür. Ne başlangıcı ne de sonu vardır. Bütün evren ve insan, Tanrının çeşitli terkiplerde tecellisidir. Evren ve insan, Tanrının ayniliğini yansıtan bir görüntüsüdür.

Hermetizm’de, Zümrüt Tabletlerde der ki:
“Aşağıda olan yukarıda olan gibidir, yukarıda olan da aşağıda olan gibidir, ve birlikte tek bir şeyin mucizesini gerçekleştirirler.”

Burada tüm evrenin fraktal yapısı net bir biçimde izah edilmiştir.

Tevrat’a bakacak olursak:
Tevrat’da Hz Musa, tapınağı, göksel paternleri gözlemleyerek oluşturmuştur (Tevrat 25:40). Tapınağı, daha farklı bir birleşiklik seviyesinin kendine benzerliğinin (cennetin) ifadesi olarak oluşturmuştur.

Hz İsa da “Benzetilebilir bir şekilde ağzımı açacağım ve dünyanın kuruluşuna dair saklı bilgileri vereceğim” demiştir.

Evrensel ölçekte, kendine benzerlik perspektifinden bu ifadelerin anlamı, verilen bilgilerin aslında birer metafor oldukları ve hakikate dair bilgilerin insanların anlayabileceği şekillerde, benzetmelerle anlatılmış olduğudur.

Mitoloji biliminin büyük ustası Joseph Campbell, dini geleneklerin en büyük promleminin bu bilgileri metafor olarak almaktan ziyade, gerçek olarak almaları olduğunu belirtmekte. Öyle görünüyor ki modern dünya “kendine benzerlik” (fraktalite) anlayışını sosyal ve dini sistemlere entegre etmekde zorlanmaktadır. Tabi ki bu da global bir problem olup, günümüzün tüketime dayalı sistemler kompleksi içerisinde her hangi bir alanı desteklememektedir.

Baçka bir açıdan bakacak olursak, dünyanın bugün karşı karşıya kaldığı doğal ve insan yapımı krizlerin önemli bir kısmını fraktal alan bilimi ile, yani evrenin kendi fonksiyonlarını hayatımıza entegre ederek , çözebilecek teorik bilgiye sahip bağamsız biliminsanları mevcut. Bu biliminsanlarının dan-wöncülerinden olan Dan Winter, altın oran ile mükemmelleştirilmiş fraktal faz uyumuna (phase conjugation) dayanan bilimin mevcut problemlerimizi kökten nasıl çözebileceğimize yönelik bilgileri kitaplarında ve yaklaşık 40 yıldır eğitimler ve konferanslar vererek anlatmaktadır. Kendisi (matematik ekibi ile meraber) maksimum yapıcı birleşme, baskı ve faz uyumu probleminin altın oranı veren dalga fonksiyonlarıyla çözümlenebileceğini ilk kez ispat eden biliminsanıdır. Kendisi aynı zamanda hidrojen atomunun radiasının (elektron bulutları arasındaki mesafelerin) Planckin tam olarak altın oran faz uyumu katlarından oluştuğunu keşfetmesiyle de ünlüdür.

Fraktal alan bilimi perspektifinden, tüm evreni bir dalga fonksiyonu olarak görebiliriz. Ya da Nikola Tesla’nın dediği gibi:

Evrenin sırlarını bulmak istiyorsanız, enerji, frekans ve vibrasyon açısından düşünün.

Partikül diye bir şeyin var olduğu ilüzyonu, realiteyi anlamamızı güçleştirmiştir. Partikül olasılığını yanlış bir şekilde hayal etmemizin sebebi, enerji dalgalarının paketler halinde toplanmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü uzunluklarının, yörüngesel çapa eşit olarak dağıtılması gerekiyordu (kuantize olmak). Halbuki evren, atalet biriktirebilen baskılanabilir bir medyadan (araçtan) oluşuyor gibi görünmektedir. Bu araca çeşitli öğretilerde farklı isimler verilmiştir. Eter, Chi, Ki, Zero Point ya da Vakum Enerjisi, Kozmik Enerji vs.

Dan Winter, bu enerjinin isminin ne olduğuna hem fikir olmaktansa, bu enerjinin niteliklerine hem fikir olmanın daha uygun olduğunu düşünmekte. Net olarak baskılanabilir ve akışkan bir yapıya sahip. Net olarak rotasyon halindeyken ataleti artmakta. Ve bazı geometrik formlarla (fraktal, faz uyumu) kendi kendini organize edip, zeki ve “canlı” hale gelebilmektedir. Dalgaların içinde özellikle bu geometrik formu yaratmayı öğrenebilmek, farkındalık seviyesinde olduğu kadar fiziksel saviyede de günümüzün mevcut sorunlarına çözüm sunabilmektedir. Çünkü YAŞAM GÜCÜNÜN elektriksel tanımı, ENERJİYİ (fraktal olarak) ÇEKEBİLME VE KENDİ KENDİNE ORGANİZE EDEBİLME yetenegidir.

Buradan yolaçıkarak diyebiliriz ki, evrenin, farkındalığın, aydınlanmanın, yaşam enerjisinin, yer çekiminin, alfabe ve sembolün, rengin, mikrodan makroya maddenin ve diğer tüm merkezcil ve kendi kendini düzenleyebilen kuvvetlerin elektriksel kaynağı, sebebi ve mekanizması altın oran ile mükemmelleştirilmiş merkezcil fraktal alan faz uyumudur.

Burada kullanılan lisan kafanızı karıştırabilir fakat elektrik mühendisliği, bilimsel olarak en iyi ifadeyi sunmaktadır. Şahsen ben bu konularla ilk kez karşılaştığımda, elektrik mühendisi olmadığım için duyduklarım bana uzaylı lisanı gibi gelmişti. Daha çok araştırdığımda ve anlamaya başladığımda bu konuları çok daha basit bir dille nasıl ifade edebilirim diye düşünmeye başladım ve bu konuda öncelikli olarak bir facebook sayfası üzerinden bilgi paylaşımında bulunmaya karar verdim. Bu doğrultuda oluşturduğum ve bilgi paylaştığım facebook sayfasını (Fraktal Alan Bilimi) takip etmek isterseniz burayı tıklamanız yeterli.

Fraktal alan bilimini (doğanın bilimini), bioaktif alan (biyolojiyi destekleyen alan) yaratmak için ve temel problemlerimizi çözebilmek için kullanabiliriz. Bu doğrultuda sizi, bu bilimin gizemlerini ve mucizelerini keşfetmeye davet ediyorum.

Not: İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de ve Bodrum’da bu konuda yapılacak olan seminerler ile ilgili bilgi almak isterseniz yukarıda linkini verdiğim facebook sayfasından detaylara ulaşabilirsiniz.