Blog Arşivleri

Simya ve Kutsal Geometri Konferansı

Etkinlik resmi

2018 İzmir, Simya ve Kutsal Geometri Konferansını sunmaktan mutluluk duyarız.

31 Mayıs ve 4 Haziran 2018 tarihleri arasında yapılacak olan konferansta 5 gün boyunca dünyaca ünlü eğitmenler eşliğinde simyanın ve kutsal geometrinin birleştirici gücünü öğrenmeye, deneyimlemeye ve yaymaya davet ediyoruz sizleri..

Tufan Güven’in organize ettiği ve Yeni Hayat Gelişim Merkezi işbirliği ile düzenlediğimiz konferansta, simyasal geleneğin felsefi, tarihi, teorik, pratik ve ritüelistik yönlerini uygulamalı olarak derinlemesine keşfedeceğiz. Hermetik Mistisizmin tarihini, modern kimyanın, şifalı bitki biliminin ve tıbbın yaratıcılarının kullandıkları teknikleri öğreneceğiz. Bu beş günlük konferans, Vedik, Taocu ve Batı Hermetik Gelenekleri de dahil olmak üzere geniş bir yelpazedeki simya öğretilerini kullanarak hem içsel hem de dışsal simyaya derinlemesine bir bakış açısı sağlayacaktır.

Uygulamalı simya konusunda dünyanın en iyi hocalarından biri olan Aurelius Electrum (Paul),  konferans boyunca, kuracağımız uygulamalı simya laboratuvarında bize geleneksel yoldan bitki özleriyle (yaşam güçlerini çıkararak), ilaç hazırlamayı öğretecek.

Aynı zamanda kutsal geometri ve simyanın derin bağlantılarına bakıp, modern dünyanın kullandığı teknolojilerdeki karşılıklarını göreceğiz. Çalışmamız içerisinde, fraktal alan biliminin kullanıldığı en ileri teknolojileri, mucitlerinden duyacağız.

Konferansın son gününü opsiyonel bir Efes Turu ile taçlandıracağız. Efes’e daha önce gitmiş olabilirsiniz fakat bu tur kaçırmak istemeyeceğiniz bir tur olacaktır. Simya hocalarımızın kendi ağzından Meryem Ana’nın evinde, Artemis Tapınağında ve daha birçok önemli noktada sadece simyasal bilgileri almayacağız ayrıca hayatınızda (çok büyük ihtimalle) ilk kez deneyimleyeceğiniz bir sürpriz de (John Dee ve Edward Kelley’nin geliştirdiği, Vincent Bridges ve Alaerian’nın tekrar keşfettikleri Enokyan teknolojisi) sizleri Efes’de bekliyor olacak. Bu sürpriz, ritüelistik simya konusunda dünya lideri olan Alaerian (Alan) tarafından bizlere sunulacak.

Türkiye’de ilk kez biraraya gelecek olan dünyaca ünlü hocalarla yeniden hermetik sanatları keşfedeceğimiz bu etkinliği kaçırmamanızı öneririz.

 

Program

31 Mayıs, Perşembe 19:00

  • Açılış partisi
  • Oryantasyon, konuşmacılarla tanışma
  • Aurelius Electrum’un giriş prezentasyonu
  • Alaerian’ın arp konseri

1, 2, 3 Haziran 09:30 – 18:30

  • Her gün 6 farklı hocanın (holografik bir modelle) yapacağı sunum
  • Sunumlar arası kahve molaları ve öğle yemeği

1 Haziran Cuma 20:00 – 21:30

  • Theraphi plazma şifa cihazı tanıtımı
  • Mucit Aurelius Electrum sunumu

4 Haziran, Pazartesi 08:00

  • Tam gün Efes turu
  • Saat 8’de Yeni Hayat Gelişim Merkezinden otobüs kalkar
  • Önemli noktalarda, konuşmacıların ezoterik ve simyasal tarih aktarımı
  • Meditasyon ve Enokyan ritüeli

 

Konuşmacılar

Dan Winter (ABD, Fransa)

Zamanımızın en dinamik düşünürlerinden biri olan Dan Winter, saygın bir akademik, fizikçi, yazar, piyanist, usta animatör, mucit ve Kutsal Geometri ve Bilincin Bilimsel Doğası üzerine en önde gelen otoritelerden biridir.

Dan, kendini bilimin en ileri noktasında konumlandırırken, öğretilerini, insanların inanç sistemlerini, çevreyi, sağlığı ve bilinçlerinin gelişmesini yeniden gözden geçirmeleri için ilham vermek amacıyla kullanıyor.

Dan Winter, altın oran ile mükemmelleştirilmiş fraktal faz uyumuna dayanan bilimin mevcut problemlerimizi kökten nasıl çözebileceğimizi keşfetmiştir. Kendisi, maksimum yapıcı birleşme, baskı ve faz uyumu probleminin altın oranı veren dalga fonksiyonlarıyla çözümlenebileceğini ilk kez ispat etmiştir. Hidrojen atomunun radiasının, Planckin tam olarak altın oran faz uyumu katlarından oluştuğunu keşfetmesiyle de ünlüdür.

Dan Winter, altın oran bazlı fraktal alanların biyolojiyi maksimum derecede desteklediğini ve bunun tam tersi alanların da biyolojiyi maksimum zehirlediğini ispat etmiştir. Biyolojiyi maksimum destekleyen fraktal alan bilimini, hayatımıza entegre edebilmemiz için teknolojiler geliştirmektedir.

http://fractalfield.com/ ♦ http://www.goldenmean.info/

Aurelius Electrum (Paul Harris – Kanada)

Aurelius Electrum, hayatının çoğunu ezoterik bilgi ve fenomenlerin çeşitli biçimlerini ve evrenin elektrik yapısını inceleyerek geçiren bir araştırmacı ve eğitimcidir. Hayata multidisipliner bir yaklaşımla yaklaşmış ve Herbalism, Simya, Kutsal Geometri, Alternatif Enerji Sistemleri, Elektronik, Kimya, Plazma Fiziği, Arkeoastronomi, Ezoterik Felsefe ve Din gibi geniş bir alanda bir bilgi tabanı geliştirmiştir. Aurelius, bu çeşitliliğin doğanın işleyişinin ardındaki temel ilkeleri anlamak için gerekli olduğunu keşfetti ve son 14 yıldır uygulamalı simya ve bu sistemlerin uygulamaları üzerine dersler vermiştir.

Dr. Teresa Burns (ABD)

Teresa Burns, Rönesans Hermetizmi, özellikle de John Dee ve Edward Kelley’nin, Giordano Bruno’nun büyülü sistemleri ile o dönemin edebiyatına ve mimarisine olan bağlantısını araştıran bir İngiliz profesörü ve yazarıdır. Vincent Bridges’in yazar ortağı, öğrencisi ve arkadaşı olan Terry, Batı Gizemi Geleneği Dergisi (Journal of the Western Mystery Tradition) için bir çok popüler makale yazmıştır; Terry ve Nancy Turner, ayrıca John Dee’ye atfedilen Tuba Veneris’in ilk İngilizce baskısını tercüme etti ve Dee’nin Monas Hieroglyphica’sının ilk 18 teoremini yeniden çevirdi.

O ve kocası Alan Moore, Dee ve Kelley’nin Enokyan sistemi hakkında bir kitap hazırlıyorlar. Boş zamanlarında kurgu yazıyor.

Alaerian (Alan Moore – ABD)

Alan Moore ya da “Alairian”, yetenekli bir müzisyen, gitarist, flütçü, piyanist ve belki de dünyanın en ünlü Enokyan müzisyeni. Otuz yılı aşkın bir süredir Golden Dawn sihirli sistemleri üzüerine edindiği deneyime ek olarak sihirli sanatların pratik uygulamasıyla birlikte, batı gizemi geleneği üzerine ömür boyu bir çalışma yaptı. Bir müzisyen olarak, enerjinin kayması ve bilincin büyülü halleri yaratması için müzik kullanmaya odaklanmakta. Makaleleri Batı Gizemi Geleneği Dergisinde (Journal of the Western Mystery Tradition) yayınlanmaktadır. Alan, Enokyan veya Ophanic çalışmalarını, özellikle de kutsal geometriye bağlandığı için, Dee ve Kelley’nin sisteminin kısmi sentezi, kısmi revizyonu ve bölüm açıklaması olarak tanımlıyor. Üç sene önce aramızdan ayrılan Vincent Bridges ile sihirbazın iyi bir arkadaşı ve ortak uygulayıcısı olan Alairian, Vincent’ın Enokyan sisteminin işlevi ve kullanımı konusundaki anlayışının sağlam bir savunucusudur.

Ron LaPlace (Kanada)

Ron LaPlace, Drunvalo Melchizedek ile uzun yıllardır birlikte çalışmakta olup dünyaca tanınan üstatlardan biridir. 18 yaşında Moody Blues’un albümündeki Kayıp Hisleri Arayış şarkısını duydugunda başladıgı arayısı onu ruhsal topraklarda pek çok yola götürmüştür.

Brother of the White Temple’da Metafizik Doktorasından, Mısır’ın gizemli Ögretiler Okuluna kadar uzanmıştır. Kutsal Geometri ve MerkaBa ögretilerini uzun yıllardır tüm dünyada paylaşmıştır. http://ronlaplace.com/

 

Presenter 06 Ata NirunAta Nirun (Türkiye)

Ata Nirun 1949 yılında İstanbul’da doğdu. İstatistik ve demografi eğitimini tamamlayan Ata Nirun, aynı zamanda müzikle de profesyonel olarak ilgilendi. Uzun yıllar İngiltere’de parapsikoloji çalışmaları yaptı. Meydan Larousse dahil birçok ansklopedide yazıları yer aldı. Karaca Yayınları’nın bugün hala konuşulan ve yer verdiği; okült, gizem, ruhçuluk, sıradışı gerçekler konuları ile Türkiye’de bir ilk olan “Bilinmeyen” dergisinde yazarlık ve genel yayın yönetmenliği yaptı. Ata Nirun, TV kanallarında 6.Boyut gibi birçok programı hazırlayıp sundu. Alo Bilgi’de kurucu olarak yer aldı ve astroloji, gizemli konular gibi birçok hattı yönetti. Çeşitli gazete ve dergilerde yazarlık yapan Ata Nirun, 1996 yılında ADYayıncılık tarafından hazırlanan Fenomen ve Burç 2000 dergilerini yönetti. E-kolay ve Hurriyet.com sitelerinde bölüm yöneticiliği yaptı ve birçok sinema ve tiyatronun da danışmanlığını üstlendi. Uzun bir süre ABD ve İngiltere’de yaşayan Ata Nirun, dünyadaki gizemli yerleri, olayları ve kişileri araştırarak, bilgi birikimlerini yazar ve yorumcu olarak yayınlamaya başladı. http://www.atanirun.com

Tufan Güven (Türkiye)

Tufan Güven, finans sektörü, hedge-fon yönetimi geçmişine sahip. Türkiye’nin ilk Biyontolojisti (biofoton terapisi – http://www.biyontoloji.com), araştırmacı, yazar, organizatör, profesyönel DJ. Kutsal geometri, altın oran, fraktal alan bilimi, kuantum fiziği, holografik evren, ezoterik ve okült öğretiler, simya, transhümanizm, imgeleme, alternatif terapiler, antropozofi ve toplum mühendisliği konularında araştırmacı. İnsanlığın, modern toplumun ve sosyo-ekonomik yapıların temel problemlerini gözlemleyerek, fraktal alan bilimini, mevcut problemleri çözümleyebilecek şekilde hayatımıza nasıl entegre edebileceğimizi paylaşmaktadır. Fraktal alan bilimi, kutsal geometri, holografik evren konularında eğitimler vermektedir. Organizatör olarak, İstanbul, İzmir ve Bodrum’da spiritüelite ve bilim bazlı etkinlikler düzenlemektedir. Yurtdışındaki bir çok hocayı, şifacıyı ve şifa modellerini Türkiye’ye ilk kez getirmiştir (Biyontoloji bunlardan bir tanesi).

https://biyontoloji.com/ ♦ https://fraktalalan.com ♦ https://tufanguven.wordpress.com ♦

https://alchemicalreunion.com ♦ http://forwardplayground.com

 

Çalışma Yeri

Öncelikli çalışma yerimiz, İzmir’in öncü merkezi Yeni Hayat Gelişim Merkezi’dir.

Address: 243 Sokak No: 17 Kat:1 Daire: 8
Özkanlar Bornova / İZMİR  Tel: +90-532-3409838 or +90-505-6624736

 

Kayıt için: Yeni Hayat Gelişim Merkezi, Hacer Divitli Tel: +90-532-3409838 veya +90-505-6624736

For English: https://alchemicalreunion.com/

Facebook etkinlik linki: https://www.facebook.com/events/1177220402410057/

Gerçekleşen konferansımızın resimlerini ilginize sunarız:

Reklamlar

Görünmeyen El, “New Age” Hareketi, Komplo Teoristi

hidden hand..

Problemin kokeni degil de semptomları (veya belirtileri) uzerine çözümler üretmeye çalışıp uzun vadede pozitif sonuç ümidetmek modern toplumun en büyük yanılgılarından biri olmalı. Bu yanılgı o kadar içimize işlemiş durumda ki bu gerçeği görmek için efor sarfetmek, konfor alanımızın dışına çıkmak anlamına geldiğinden, çoğunlugun rahatını bozmak istememesinden dolayı bu sis perdesi bugune kadar kendini idame ettirebilmiştir.

Bugün gelinen noktada, bilgi akışının artışı ile beraber, Dünya toplumunun gelecegine pozitif yön katacak, parazitlerin temizlenmesine katkıda bulunacak kritik eşik henüz aşılmış görünmüyor. Bu eşiğin ne zaman aşılacagı belirsizligini korurken, kişisel düzeyde daha da önemli olduğunu düşündüğüm içsel çalısmanın önemini de vurgulamadan geçmenin doğru olmayacağını düşünüyorum.

Toplum mühendisliği, insan tarihinin önemli bir bölümünde karşımıza çıkmaktadır. 6.000 yıl önce yazının insan hayatına girmesi en önemli algı mühendisliğine örnektir. Bununla beraber insan beyni linear ağırlıklı çalışmaya başlamıştır. Beynimizin sol lobunun ağırlıklı çalışmasını tetikleyen bu değişim, binlerce yıl sonra rasyonelliğin tanımı haline gelmiştir. Modern toplum, tamamen sol beyine dayalı, bilimsel, mantıksal, otoriter, mekanik yaklaşımları içeren bir düzen içerisine girmiştir.

Sistemin totaliter yapısının kaynağının ve insanların dış otoriteye olan zaaflarının sebebinin de bu çerçevede çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Zira linear düşünme metodu günümüzde bilimselliğin tanımını da beraberinde hayatımıza sokmuştur. Bu sözde bilim geçmişte katolik kilisesi tarafından kontrol ediliyorken, bugün benzer kurumların(!) finanse etiği kapitalizmin fabrikası olan endoktrinasyon tesislerinde geliştirilip sunulmaktadır. Bu tesisler bugün eğitim sisteminin yapı taşlarını oluşturmaktadırlar. Endoktrinasyon tesislerinde özenle yetiştirilen bir bireyin, doğal olarak sözde bilimsel çerçevelerin ya da otoritenin dışına çıkmamasının da bu çerçevede anlaşılabileceğini düşünüyorum. Tüm dünyada, çocukların okula başlama yaşının öne çekilmek istenmesinin sebebi de, insan beyninin gelişim safhasından mümkün olduğunca fazla faydalanmaktır.

Çünkü bu konu hipnoz konusudur. Beyninin gelişim çağındaki bir dönemde sürekli olarak otoriteye, itaate, ezbere ve tekrara dayalı bir tesiste yetiştirilen bir birey otomatik olarak hayatının geri kalanını da sorgulama ihtiyacı hissetmeden, otoritenin ona dayattığı sistem içerisinde, bilimin ona sunduğu çerçevelerde, yapay bir paradigmada geçirecektir.

Tüm bu manipulatif süreç, insanoğlunun kendinden kopmasını sağlayıp, dış kaynaklara muhtaç etmiştir. İnsanlık bugün tüm bilgi akışını, aynı sistemin bir propaganda aracı olan popüler haber kaynaklarından almaktadır. Eğlence sektörünün yapı taşı olan Hollywood tüm dünyanın beynini okült yöntemlerle şekillendirmektedir. Diğer tüm sektorler gibi, yine sistemin bir parçası olan sağlık sektörünün de doğası sorgulanmaya açık hale gelmiştir.

Bunun yanında, bize sunulan çok ince bir aralıkta düşünüp seçimler yaparak gayet özgür olduğumuzu bile düşünmekteyiz. Çünkü bu şekilde hissetmeye ve düşünmeye şartlandırıldık. Bu tamamen bir hipnoz konusudur. Kokeni insanlık tarihinin okült uygulamalarına kadar dayanmaktadır.

Sis perdesinin arkasını gorebilmek için bu hipnozdan kurtulmanın önemli yollarından bir tanesi, yukarıda belirttiğim sistemler silsilesinin (egitim sektörü, eğlence sektörü ve diğer tüm sektörler…) dinamiklerini anlayıp algımızı bize dayatılan noktadan farklı perspektiflere çekmek olduğunu düşünüyorum. Farklı (bağımsız) alanlarda bulacagımız bilgilerin bizim algımızı daha da geliştireceği kanaatindeyim. Ancak bu şekilde bir birey, dayatılan bilgi aralığının dışında da bir realite olduğunu görmeye başlayabilir.

Kritik olan konu, kişinin endoktrinasyon sonucu sahip oldugu popüler düşünce yaklaşımlarını konfor alanının rahatlığından dolayı terketmek istememesidir. Aynı sebepten dolayı, perdenin arkasına bakmak istemez. Problemlerini sistemin içerisinde ona sunulan suni bir düzenleme ile, suni bir kukla kahraman ile karşılama eğilimine girer. Bu da problemin kökenine inmesine engel olur. Ancak semptomu gidermeye çalışır. Semptomdan kurtulmanın tüm problemi çözeceğini düşünür. Bu sayede de, totaliter emperyalist sistem kendini bu şekilde idame ettirebilmektedir.

Öte taraftan, sistemin dayattığı aralığın dışına cıkmak isteyen bireyler için de sistem, onları tekrar uygun uykuya sokacak tuzaklar geliştirmiştir. Bunlardan en önemlisi:

NEW AGE hareketi:

New age yaklaşımı, içsel çalişma yapmak isteyen ve problemi çözmeye doğru yerden başlamak isteyen insanları hedef alır.

Bugün tüm dünyadaki new age gurularına ve öğretilerine baktığımda büyük çoğunluğu sadece pozitif düşünceye ve olumlu paylaşıma dayalı pasif yaklaşımları öğretmektedirler. Bu tür pasif yaklaşımların, herkesin barış içerisinde yaşadığı bir toplumda ya da dış manipülasyonun olmadığı bir dünyada gayet faydalı olacağına inanıyorum. Fakat üzerinde yaşadığımız dünya, özellikle şu an, manipülasyonun dibinde, kişisel eforun muthiş önem kazandığı, en muhim kırılma anında bulunmaktadır. Sadece düşüncelerimizi pozitif tutarak belli ölçüde etki yaratabileceğimizi düşünüyorum. Fakat Gazze’de bebeklerin üzerine düşen bombaların benim pozitif düşünce eksikliğimle nasıl ilişkilendirilebileceğini de anlayamıyorum. Bu tip öğretilerde; “kişi görmek istediğini görür” ya da, “her şey mükemmel, her şey olması gerektiği gibi” tarzında fikirler benimsenmeye çalışılır. Ta ki emperyalizmin yumruğu yanınıza gelene kadar…

Benim gördüğüm kadarıyla, spiritüel yaklaşımların en büyük eksikligi, kafalarını bu manipülasyonun oteki tarafına çevirip sadece düşünce noktasında çözüm aramaları. Tabi ki bu durumun da kokeninin biraz önce bahsettiğim, sistemin dışına çıkmak isteyenler için bilinçli pompalanan bir tuzak olduğu kanaatindeyim. Bu şekilde aydınlanmak isteyen insanlar da maksimum düzeyde pasifize edilip, otoriteye karşı tepki ve etki güçleri kontrol altına alınır.

Zira düşünce kontrolü, bireyin kendini tanıması, “ego”sunu anlayabilmesi, bilinçaltının nasıl çalıştığını öğrenmesi kadar, bügün uygulanmakta olan manipülasyonu fark etmesi de ciddi önem arz etmektedir. Bu manipülasyon calışılmaz ise tuzaklar tanımlanamazlar. Sadece düşünceleri pozitif tutup, frekansımızı yüksekte tutarak da belli ölçüde mesafe kat edebiliriz, fakat yanımıza düşen bombaya (ya da herhangi bir manipülasyona) tepki göstermezsek bunun konfor alanımızdan kaynaklanıp kaynaklanmadığını da sorgulamamız gerekir.

Komplo hareketi:

Kanımca, komplo hareketinin de en büyük eksikliği, çözümü sadece dışarıda araması. Suçluyu her zaman dışarıda göstermesi. Unutmamak gerekir ki bir parmağımızla bir şeyi işaret ederken, 3 parmak da bize dönüktür. Bir itiraza ya da şikayete dayalı bir hareketin olgunlugu ve etkisi, hareketi yapanın içsel çalişma sonucu eriştiği olgunlukla doğru orantılı olduğuna inanıyorum. Ezoterik ve kadim öğretilerde de, esas olgunluğun içşel çalişma yapılmadan erişilemeyeceği bilgisi bir çok yerde karşımıza çıkmaktadır.

Hiç bir içşel çalişma yapmayan bir bireyin sadece ve sadece bir hükümetten ya da bir diktatörden kurtularak huzura kavuşacagını şahsen düşünmüyorum.

Hem “new age” grubunda, hem de “komplo” grubunda bu eksikliklerin fazlasıyla baskın olduğunu görmekteyim.

Komplocuların önemli bir bölümünde sadece ben ve onlar var. İnsan bilincini, egoyu, farkındalığı pek hesaba katma taraftarı değiller.

New age grubunda ise sadece bir gülümsemeyle ya da negatife bakmak istemeyerek ütopik bir realite yaratılacağı zannedilir. İnsanlık tarihinde işlenen kriminal, manipülatif geçmişe bakmak istenmezler. Etraflarında azılı katillerin dolaştığını, her taraflarının tuzaklarla dolu oldugunu bilmek istemezler. Bu yaklaşım, politik ve finansal elitlere, özellikle istediklerinin hepsini yapabilme gücü tanımaktadır. Buna bir nevi “yeni dünya dini” de diyebiliriz.psychi

New age grubunun ve komplo grubunun eksikliklerinin anlaşılması ile bu iki alanda da kişisel gelişimin tamamlanması, parazitlerin (elitlerin) arzu etmediği bir konudur. Onun icin bu alanlara, insanların ancak tekine odaklanmaları amacı ile süreç içerisinde müdahale edilmektedir. Unutmamak gerekir ki, toplumu kontrol eden virus, insanın doğasını, bilincinin nasıl işlediğini, tüm zayıflıklarını en ince detayına kadar bilmektedir.

Bu iki konunun eksiksiz bir şekilde beraber ele alınması gerekliliği bugün neredeyse hiç bir öğretide rastlanmayan bir bilgidir.

Problem 1: Kişi kendi içine dönerek kendini tanımalı. Bilinçaltının ve egonun nasıl işlediğini, bizim günlük hayatımızdaki hareket, duygu ve düşüncelerimize etkisini çalışmalı.

Problem 2: Görünmeyen el. Bu elin tarih boyunca insanlığı nasıl kontrol ve manipüle ettiği, günümüz koşullarında bunu hangi yeni tekniklerle sürdürdüğü çok detaylı çalışılmalı. Bu konu üzerine uzmanlaşılmalı!

Bu iki konu uzerinde ulaşılacak uzmanlık ile çözüm arayışlarımızı semptom seviyesinden, problemin köküne doğru çekme imkanı bulabiliriz.

Öte taraftan “görünmeyen el” konsepti bazıları için algı aralığının dışında kaldığından bu noktaya bakmak ya da inanmak istemezler. Algı aralığının sınırlı olması durumunda sorgulanması gereken çelişki; insanoğlunun yarattığı tüm bu mühendislik harikalarının arkasında yatan “kendi zekası” ile, yine kendisinin yarattığı inanç sistemlerinin başarısızlığı arasındaki dengesizliktir. Başka bir deyişle:

İnsanoğlu kendini, yine kendi yarattığı sisteme köle yapmaya yetecek kadar zekaya sahip FAKAT bunu yaptığını anlayabilecek kadar da zeki değil.

İki şeytan arasında seçim yapmanın, devamlı yüz değiştiren farklı semptomları gidermeye yönelik olduğunu fark ettigimiz an, problemin kokenine inip orada çözüm aramaya başlayabileceğimizi ümit ediyorum.