İbranice ve Plazma Alanı

Torus article cover

Kadim geleneklerde ve birçok ünlü simyacının çalışmasında, plazma alanının farklı tekniklerle hareketi ve yönlendirilmesi büyük önem arz etmekteydi. Özellikle İbranice’de kullanılan harflerin yapılarını incelediğimizde, karşımıza, geometrik olarak tasarlanmış özel bir plazma yönlendirme yol haritası çıkmaktadır. Fakat bu yol haritası, geçmişte, herkesin rahatlıkla fark edebileceği bir şey değil, ancak inisiyeler tarafından öğrenilebilir ve uygulanabilir bir yönlendirme haritasıydı.

Günümüzde, teknolojinin ve bilgiye erişimin hızlanmasıyla beraber, bir çok ezoterik, unutulmuş ve gizli kalmış kadim bilgi tekrar gün yüzüne çıkmaktadır. Daha da derinlere inmeden önce, plazma alanı ve torus formu gibi bazı temel tanımlamaları açmamızın faydalı olacağını düşünüyorum. Bugün bilim insanlarının çoğunluğu, yaşadığımız evrenin %99’unun plazmadan (yük bulutu) oluştuğu konusunda hemfikirler. Teknik olarak plazma, maddenin, sıvı, katı ve gazdan sonraki 4. hali olarak kabul ediliyor. Evrenizmide daha çok, nebulalarda, yıldızlarda ve büyük gaz kütlelerinde görülen plazma; katı, sıvı ve gazdan farklı olarak serbest dolaşan eksi yüklü elektronlara ve pozitif iyonlara (elektronlarını kaybeden atomlara) ayrılmıştır. Plazmaya bazen iyonize olmuş gaz da denmektedir.

Tufan GuvenBüyük ölçeklerde, nebulalar, yıldızlar gibi yük bulutlarını oluşturan plazma, daha küçük ölçekte, canlıların yük bulutlarını da oluşturmaktadır. İnsanın yük bulutu olan aurası da bir plazma alanıdır. Yük bulutuna, halk dili ile, enerji alanı da diyebiliriz.

Plazmanın temel formu torus şeklidir. Torus formu, tıpkı kalın bir simide ya da donata benzer. Plazma alanının torus formunda bulunmasının yegane sebebi, kendi enerjisinin sürdürülebilirliği ve öz organizasyonunun varlığını sürdürmesi için içindeki enerji akışının yakalayabileceği optimum formun torus geometrisi olmasıdır.

Kardio-elektromanyetik alanAynı, çift kutuplu bir mıknatısın etrafında oluşturduğu alanın formu gibi, dünyanın etrafındaki jeomanyetik alan da torus formundadır. Bu forma, alfabede, sembolizmde, kalbimizden yayılan kardio-electromanyetik alanda, DNA’mızın yüksek veçheye bürünmüş halinde, bedenimizdeki bio-bilgi alanlarında ve daha birçok biyolojik sistemde rastlanmaktadır.

Beynimizin alanında da (optik korteks hologramında) torus formunun belli tekniklerle imgelenmesinin, İbranicede kullanılan harflerin yaradılışında temel rol oynadığını düşünüyoruz. Burada belirtmeden geçmek istemeyeceğim hususlardan bir tanesi de, benim, İbranice konusunda ya da herhangi dilsel bir alanda kesinlikle uzman olmadığımdır. Kendi uzmanlık alanım, geometri, fraktalite ve Biyontoloji’dir. Geometri ve fraktal alan bilimi konusunda, Amerikalı Fizikçi Dan Winter başta olmak üzere, yurt dışında beraber çalışmalar ve eğitim programları düzenlediğimiz konularında uzman biliminsanları ile bu makalede yazılan konular dahil birçok konuyu araştırıp paylaşmaktayız. İbranice’de kullanılan harflerin de ortak bağlacının, geometrik bir alt yapısı olduğunu Dan Winter bizlere göstermektedir. Bu spesifik alt yapı, sadece geometri ile harflerin ayrılmaz bir bütün olduğunu belirtmiyor, aynı zamanda geometrinin yardımı ile plazma alanının yönlendirilmesi hususunda da uygulayıcıya bir navigazyon aracı sunuyor. Buna özel bir plazma navigasyon aracı diyebiliriz.

Aslına baktığımızda, insan düşüncelerinin ve imgelemenin gücünün ne kadar muazzam olduğunu, henüz yeni ilerleyen teknolojik gelişmelerle bilimsel olarak da teyit edebiliyoruz. Fizikçi Bill Tiller’ın laboratuvar ortamında yaptığı deneylerde, odaklanan niyetin, sudaki pH seviyesini yükseltip azaltabildiği, larvaların büyümesini %30 arttırabildiği, bakterilerin öldürülme hızını %30 arttırabildiği bilimsel olarak ölçülmüştür. Bunun gibi daha birçok araştırmacının yaptığı farklı deneylerle, aklın ve bilincin madde üzerindeki etkileri bilimsel olarak, kayıtlara geçmekte. Akademik dünyadan bir örnek de, Princeton Üniversitesinde, PEAR laboratuvarlarında yapılan çalışmalarda, odaklanan niyetin, rastlantısal rakamsal sonuçlar üreten bilgisayar programlarına direk etki ettiği bilimsel olarak ölçülmüştür.

Anlaşılan o ki, geçmişte İbranice’de kullanılan harfler de, bu tip bir imgeleme yeteneğinin uygun kullanımı için geliştirilmiş görülüyor. Bu noktada, hem imgelemenin hem de sözel olarak ağızdan çıkan ses frekanslarının toplam etkisinden söz edebiliriz.

Simple TorusHarflerin oluşumunda kullanılan geometriye bakacak olursak, torus formunu öncelikli olarak anlamamız gerekmektedir. Dahası torus formunun üzerindeki enerji akışını imgeleyebiliyor olmak gerekiyor. Dan Winter, İbranice’de kullanılan harflerin, torus formunun yüzeyindeki enerji akışının farklı açılardan görünüşünü temsil ettiğini düşünüyor. Torus yüzeyindeki enerji akışını spiral bir harekete benzetebiliriz. Torus yapısına tam yukarıdan bakacak olursak, bu spirali altın oran spirali olarak görürüz. Farklı açılardan bakıldığında görüntü değişecektir çünkü torus topolojisi 3 boyutlu bir formdur.

Tamamen görsel ve imgeleme yeteneklerine dayanan bu tekniği, yazılı bir makalede anlatmak kolay değildir. Fakat, torus yüzeyindeki enerji hareketini temsil eden altın oran spiralini, 3 boyutlu yapısını bozmadan torusun dışarısına çıkarabilirseniz, farklı açılardan baktığınızda, 3 boyutlu spiralin farklı hallerini görürsünüz. İbranice’de kullanılan her bir harfin, dışarıya çıkardığınız spiralin farklı bir açıdan görünüşünü temsil ettiğini görebilirsiniz.

Bir insan olarak deneyimlediğimiz bu evrende, madde dünyası olarak algıladığımız herşeyin aslında enerjinin lokalize olmuş hali olduğunu farketmemizin bize yardımcı olacağını düşünmekteyim. Tüm madde evreninin aslında enerjiden kaynaklandığını bilimsel olarak da teyid edebiliyoruz. Bu enerjiye tarihte farklı isimler verilmiş. Bunlardan bazıları: Eter, Chi, Ki, Zero Point ya da Vakum Enerjisi, Kozmik Enerji vs.

Geçmişten günümüze gelen birçok spiritüel ve ruhsal çalışmada bu enerjinin farklı tekniklerle, yönlendirildiğini, aktarıldığını, şifa çalışmalarında kullanıldığını biliyoruz. İbranice’de kullanılan harflerin de, uygulayıcının zihninde plazma enerji alanının yönlendirilmesinde kullanıldığını düşünebiliriz. Torus formunu, bir enerji hareketinin temsili olarak düşünecek olursanız, farklı harflerin farklı enerji hareketlerini temsil ettiğini zihninizde canlandırabilirsiniz. Plazma alanının yönlendirilmesi ile herşeyin kaynağı olan enerji evreninde bir hareket sağlanmış oluyor. Nasıl ki zihnimizde oluşturduğumuz düşüncelerimiz ve hareketlerimiz, zaman içerisinde kendisini manifeste ediyor ise, plazma alanının İbranice’de kullanılan harfler aracılığı ile navigasyonu da, aynı şekilde, çok daha farklı ve özel bir manifestasyon aracı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tufan Güven

Yazının orjinali Şalom Dergi’de, Nisan 2019, 88. sayıda yayınlanmıştır.

2019 etkinliklerimizi takip ediyor musunuz?

Priene tour cover TR

Tapınak Turu detayı için tıklayın.


Cover pic -Tr

Sertifika eğitiminin detayı için tıklayın.


Prag cover Tr

Speakers

Ezoterik Prag Turunun detayı için tıklayın.


2019 sonbahar etkinlikleri yakında duyurulacak.

Bizi buradan takip edebilirsiniz.


Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesinde, “Doğada ve Sanatta Fraktalite” başlıklı konferans kayıtları:


 

Reklamlar

2019 Tapınak Turu – Priene, Milet, Didim

Priene tour cover TRTapınak Turunda, Priene, Milet ve Didem’de bulunan, antik yunan uygarlığının birçok önemli tapınaknağını ziyaret edip, jeofiziksel anomaliler ve kutsal geometri dizaynı ile bağlantılı olan “alan harmoniği bilimi”ni doğrudan deneyimleme şansımız olacak.

Gezeceğimiz kutsal alanların güçlerine bağlanmak için meditasyonlar ve enerji çalışmaları yapacağız ki bu alanların enerjilerini, kendi enerjilerimize uyumlayabilelim.


Program Detayları (20 Mayıs 2019)

  • 08:30 Bodrum Merkez’den otobüs ile hareket.
  • Bafa gölü kenarında kahve molası.
  • Priene Antik Kenti’ne ziyaret.

Priene 370 mt yükseklikte sarp bir kaya üzerine kurulan bir şehirdir. Yüksekte olması hem kentin farklı yerlerden görülebilmesine imkan sağlamış hem de saldırılara karşı koymada avantaj olmuştur. Ion birliğinin bir üyesi olduğu kabul edilen Priene hakkındaki ilk bilgiler MÖ 7 YY aittir. Kentte göreceğimiz tapınaklar Demeter Tapınağı, Athena Tapınağı, Zeus Tapınağı ve Mısır Tapınağı’dır. Ayrıca kentte Büyük İskender’in evi, Bizans kilisesi, Agora, Tiyatro, Gymnasion gibi yapıtları da görebilirsiniz.

  • Öğlen Yemeği.
  • Milet Antik Kenti’ne ziyaret.

2226Filozofların şehri olarak bilinen Miletos aslında bir liman kenti olarak kurulmuştur. Büyük Menderes Nehrinin getirdiği alüvyonlar ile liman dolduğu için zamanla önemini yitirmiştir. Kentte ilgi çeken yapılar arasında 15.000 kişi kapasiteli Roma tiyatrosu, Roma Hamamları, dini merkez olan Delphinion, ve 2 yy’da inşa edilen meclis binası vardır.

  • Didim (Didymaion) Ören yerine ziyaret.

Temple_of_Apollo,_Didyma_06Didymaion, Miletus’a bağlı bir kehanet merkezi ve kehanetin tanrısı Apollon’a adanan bir tapınak olarak bilinir. Devasa boyutları ile etkileyici olan tapınak çeşitli dönemlerde aşamalı olarak inşa edilmiş ve asla tamamlanamamıştır. Arkaik tapınağın yapımına MÖ 6 yy otralarında başlandığına inanılır. Helenistik tapınağın yapımına ise Büyük İskender’in Perslere karşı elde ettiği zaferden sonra başlandığına ve kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla asla yapımın tamamlanmadığına inanılıyor.

  • Bodrum’a varış ve turumuzun sonu 19:30.

Ücret:

  • 1 günlük Tapınak Turu: 100 Euro (30 Nisan’a kadar yapılan ödemelerde %10 indirim.)
  • Son kayıt iptal tarihi: 3 Mayıs

İptal koşulları

Ücrete dahil olanlar:
+ Otobüs ulaşım
+ Profesyönel turist rehberliği
+ Program dahilindeki tüm ören yeri, müze giriş ücretleri
+ Eğitmenlerimiz Lydia ve Arturo ile kutsal alan meditasyonları ve enerji çalışmaları.

Ücrete dahil olmayanlar:
– Kişisel harcamalar
– Öğlen yemeği

Önemli notlar:

  • Tapınak Turu, 20 Mayıs’da saat 08:30’da Bodrum Merkez’den başlayıp, 19:30’da Bodrum Merkezde sona erecektir.
  • Tur Organizatörü, belirtilen program detaylarını, önemli bir ihtiyaç halinde değiştirme hakkına sahiptir.
  • Tapınak Turu opsiyonel bir turdur. Tur esnasında yapılacak meditasyon ve enerji çalışmaların alt yapısı, “Kadim Tapınakların Kutsal Bilimi” sertifika çalışması kapsamında 17 – 19 Mayıs arasında Bodrum’da ele alınacaktır. “Kadim Tapınakların Kutsal Bilimi” sertifika çalışmasına katılmak isterseniz goldenmeantrajectory@gmail.com adresine kayıt başvurusunda bulunabilirsiniz.
  • Tapınak Turuna ve Kadim Tapınakların Kutsal Bilimi sertifika çalışmasına beraber kayıt yaptıranlar için (30 EUR indirimli) toplam paket ücreti: 290 yerine 260 EUR
  • Kadim Tapınakların Kutsal Bilimi sertifika çalışması detaylari için lütfen tıklayın.

Cover pic -Tr

Kadim Tapınakların Kutsal Bilimi – 2019 Bodrum

Cover pic -Tr

————- For English please click here – www.geometricmodels.com ————-

Kadim tarihten modern zamanlara, insanlar, yaşadıkları döneme, belli fonksiyonlara ve kendi bilinç seviyelerine göre farklı mimari yaklaşımlar denemişlerdir. Günümüzde, tüm teknolojik ilerlemeye ve elimizdeki araçlara rağmen, kadim tapınakların ve antik yapıların kullanımına ve amacına ilişkin halen açıklanamayan birçok soru bulunmaktadır.

  • Nasıl inşa edildiler, neden özellikle belli nitelikleri olan lokasyonlar seçildi ve materyel seçimlerinin sebepleri neydi?
  • Kutsal geometri nedir ve neden kadim tapınakların dizaynına uygulanmıştır?
  • Kadim kültürler, sonrasında mistikler ve taş ustaları, bu yapıları inşa etmek için neden bu kadar zaman, enerji ve kaynak harcamışlardır?
  • Yalnızca ilahi bir ibadet için mi inşaa edildiler, yoksa doğada kompleks bulunan başka fonksiyonlar da varmıydı?

Bu seminer, en ileri teknoloji ile spiritüeliteyi sentezleyen, hem teorik hem de pratik bir seminerdir. Odağımız, tapınakların dizaynını ve fonksiyonunu derinden kavramak ve bu sayede, onlarla farklı bir düzlemde, yeniden bir bağlantı kurabilmektir.

Dünya radyasyonunun çeşitli jeofiziksel lokasyon parametrelerini inceleyip, kutsal alan seçiminin bilimsel özelliklerini keşfedeceğiz. Höyük, taş anıtları (megalitler), piramitler, taş çemberleri, kadim tapınaklar gibi çeşitli kadim eserleri inceleyip, dünyanın her yerine inşaa edilmiş inanılmaz yapıların fonksiyonlarını açıklamaya girişeceğiz.

Seminerimiz Bodrum’un en güzel zamanında, 17 Mayıs’ta, Karia Princess Hotel’de başlayacak. 3 gün boyunca prezentasyonlar, sohbetler, pratik egzersizler, meditasyonlar, kadim tapınak ziyareti ve sabahları 1 saatlik Çigong çalışması ile enerji dengelemesi yapıp dolu dolu bir seminer geçireceğiz. Bu seminer/eğitim’de Geophilia Enstitüsü tarafından sertifika da verilecektir.

Temple_of_Apollo,_Didyma_06Sertifika programımızın hemen arkasından 1 günlük opsiyonel bir tapınak turuna çıkıyoruz. Priene, Milet ve Didem’de bulunan, antik yunan uygarlığının birçok önemli tapınaknağını ziyaret edip, jeofiziksel anomaliler ve kutsal geometri dizaynı ile bağlantılı olan “alan harmoniği bilimi”ni doğrudan deneyimleme şansını yakalayacağız. Hocalarımız, Lydia ve Arturo ile beraber gezeceğimiz kutsal alanların güçlerine bağlanmak için meditasyonlar ve enerji çalışmaları yapacağız ki bu alanların enerjilerini, kendi enerjilerimize uyumlayabilelim.

 

Katılım ücreti:

Kadim Tapınakların Kutsal Bilimi (sertifika programı): 190 EUR

Tapınak Turu: 100 EUR

Bütün paket (sertifika programı + tur): 260 EUR

Son kayıt iptal tarihi: 3 Mayıs

Kayıt ve ödeme detayları için iletişim: goldenmeantrajectory@gmail.com 

İptal Koşulları

 

Program:

Cuma 17 Mayıs (19:00 ‐ 21:30)

Tapınak ve kutsal geometriye giriş. Dinamik meditasyon.

Cumartesi 18 Mayıs (09:00 – 19:30)

Hakan Onum ile 1 saat Çigong çalışması.

Tufan Guven ile Altın Oranın Temeli.

Arturo ve Lydia ile özgürlük dansı. Alan harmoniklerine giriş ve fraktal bilim.

Öğlen yemeği ve sohbet.

Arturo ve Lydia ile dünya alanlarının dinamikleri ve zekası. İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler üzerine uygulamalar. Kutsal geometri ve tapınak çizimleri. Tapınak meditasyonu.

Pazar 19 Mayıs (09:00 – 19:30)

Hakan Onum ile 1 saat Çigong çalışması.

Arturo ve Lydia ile beş platonik cisim dansı. Dünya üzerindeki çeşitli tapınakların analizi ve Dünya alanıyla olan gizemli bağlantıları.

Öğlen yemeği ve sohbet.

Dan Winter ile canlı video konferans ve soru & cevap.

Arturo ve Lydia ile kutsal dizayn ve tapınakların bilimsel fonksiyonları. Tapınak blueprint mandala yaratımı, grup çalışması. Kapanış meditasyonu.

(Opsiyonel) Pazartesi 20 Mayıs (08:30 – 19:30)

08:30 Bodrum Merkez’den otobüs ile hareket.

2226“Priene, Milet, Didim Turu”nda, Demeter Tapınağı, Athena Tapınağı, Zeus Tapınağı, Mısır Tapınağı, dini bir merkez olan Delphinion, kehanetin tanrısı Apollon’a adanan bir tapınak ve ayrıca tapınak sıfatı taşımayan Antik Kentler, Büyük İskender’in evi, Bizans Kilisesi, Agora, Tiyatrolar… gibi birçok antik eseri de görme imkanımız olacak. Bu turu profesyönel tur operatörleri eşliğinde, hem popüler tarih perspektifinden hem de Lydia’nın bizlere anlatacağı alternatif perspektiften değerlendirme şansımız olacak. İçerisinde meditasyon ve enerji çalışmaları yapacağımız kutsal alanlarda, jeofiziksel anomaliler ve kutsal geometri dizaynı ile bağlantılı olan “alan harmoniği bilimi”ni doğrudan deneyimleme şansını yakalayacağız. 1 günlük Tapınak Turu detayları için tıklayın.

Önemli Notlar

Not (1)
Sertifika programı, İngilizce ve Türkçe olacaktır. Profesyonel çevirmen eşliğinde tercüme yapılacaktır.

Not (2)
Kayıt ücretine, otel kalış,  yeme-içme dahil değildir.

Not (3)
Kendi kalışınızı kendi bütçenize göre seçebilirsiniz. Mayıs ayı Bodrum’un en güzel zamanıdır. Bahar ile beraber çiçeklerin tekrar açtığı, sezon öncesi sakinliğin ve sessizliğin hakim olduğu bir zamanda otel kalış ücretleri, sezon fiyatlarından daha hesaplı olacaktır. Eğitimimiz, Bodrum’un merkezinde bulunan ve Bodrum Marina’ya ve otogara yürüme mesafesinde bulunan Karia Princess Hotel’de yapılacaktır.

Not (4)
Tur Organizatörü, belirtilen program detaylarını, önemli bir ihtiyaç halinde değiştirme hakkına sahiptir.

Etkinlik Mekanı:

Hotel Karia Princess, Bodrum. 17 Mayıs Cuma günü, saat 19:00’da buluşuyoruz.

Adres: Eskiçeşme Mahallesi, Myndos Caddesi No:8 48400 Bodrum / Turkey

 

Eğitmenler:

01-952x635 - CopyLydia Isabel de Leon

 

Lydia, yapıların sağlık ve refah üzerindeki ilişkilerine odaklı çalışan Yunanlı bir Mimar ve Sağlık Koçudur. Fizyoloji doktorasını, “jeofiziksel anomalilerin biyoloji üzerindeki etkileri” üzerine yapan Lydia, çalışmalarını hakemli (akademik) dergilerde ve konferanslarda paylaşmaktadır. Kadim tapınakları ve lokasyonlarını 15 yıldır araştırmaktadır. Healing Architecture’ın (Şifalandıran Mimari) yaratıcısı ve Geophilia Enstitüsü’nün kurucu ortağıdır.

www.geophilia.org ♦ www.healing-architecture.com ♦ www.pentatonia.com

Arturo

Arturo Ponce de Leon

Arturo, Meksika’lı bir Mimar, Mühendis, Psikolog ve 20 yıldır öğrettiği ve mimari tasarımlarında uyguladığı bir kutsal geometri uzmanıdır. Yazdığı kitapların yanında, üniversitelerde, konferans ve seminerlerde uluslararası bir konuşmacıdır. Psicogeometria, Arqka, Sacred Geometry Üniversitesinin kurucusudur, Geophilia Enstitüsü’nün kurucu ortağıdır.

Tufan Güven, 2011 yılında, Bodrum’da yapmayı planladığı altın oran bazlı biyolojik mimari kompleksi (yaşam alanları, kişisel gelişim merkezi, permakültür alanı… vs) projesi kapsamında Arturo ile tanışmıştır. Arturo, klasik mimarların aksine, mimari ve biyoloji arasındaki dinamikleri ve ayrılmaz ilişkiyi farkedip bu anlayışı mimari çalışmalarında kullanarak ve biyoaktif alanlar yaratarak dünya üzerindeki sayılı mimardan biri olduğunu kanıtlamıştır. http://www.arqka.com websitesinde, Arturo’nun geliştirmiş olduğu projeleri incelerseniz kendisinin bu alandaki derin tecrübesini görebilirsiniz. Dan Winter ile geçmişte yaklaşık 10 yıl boyunca beraber çalışmış olan Arturo ilk kez Türkiye’de bir seminer verecektir.

www.arqka.com ♦ www.geophilia.org

Picture1

Dan Winter (ABD, Fransa)

Zamanımızın en dinamik düşünürlerinden biri olan Dan Winter, saygın bir akademik, fizikçi, yazar, piyanist, usta animatör, mucit ve Kutsal Geometri ve Bilincin Bilimsel Doğası üzerine en önde gelen otoritelerden biridir.

Dan, kendini bilimin en ileri noktasında konumlandırırken, öğretilerini, insanların inanç sistemlerini, çevreyi, sağlığı ve bilinçlerinin gelişmesini yeniden gözden geçirmeleri için ilham vermek amacıyla kullanıyor.

Dan Winter, altın oran ile mükemmelleştirilmiş fraktal faz uyumuna dayanan bilimin mevcut problemlerimizi kökten nasıl çözebileceğimizi keşfetmiştir. Kendisi, maksimum yapıcı birleşme, baskı ve faz uyumu probleminin altın oranı veren dalga fonksiyonlarıyla çözümlenebileceğini ilk kez ispat etmiştir. Hidrojen atomunun radiasının, Planckin tam olarak altın oran faz uyumu katlarından oluştuğunu keşfetmesiyle de ünlüdür.

Dan Winter, altın oran bazlı fraktal alanların biyolojiyi maksimum derecede desteklediğini ve bunun tam tersi alanların da biyolojiyi maksimum zehirlediğini ispat etmiştir. Biyolojiyi maksimum destekleyen fraktal alan bilimini, hayatımıza entegre edebilmemiz için teknolojiler geliştirmektedir.

http://www.fractalfield.comhttp://www.goldenmean.info

Tufan Güven 01

Tufan Güven

Tufan Güven, finans sektörü, hedge-fon yönetimi geçmişine sahip. Türkiye’nin ilk Biyontolojisti (biofoton terapisi – http://www.biyontoloji.com), araştırmacı, yazar, organizatör, profesyönel DJ. Kutsal geometri, altın oran, fraktal alan bilimi, kuantum fiziği, holografik evren, ezoterik ve okült öğretiler, simya, transhümanizm, imgeleme, alternatif terapiler, antropozofi ve toplum mühendisliği konularında araştırmacı. İnsanlığın, modern toplumun ve sosyo-ekonomik yapıların temel problemlerini gözlemleyerek, fraktal alan bilimini, mevcut problemleri çözümleyebilecek şekilde hayatımıza nasıl entegre edebileceğimizi paylaşmaktadır. Fraktal alan bilimi, kutsal geometri, holografik evren ve simya konularında eğitimler vermektedir. Organizatör olarak, yurt içinde ve yurt dışında spiritüelite ve bilim bazlı etkinlikler düzenlemektedir. Yurtdışındaki bir çok hocayı, şifacıyı ve şifa modellerini Türkiye’ye ilk kez getirmiştir (Biyontoloji bunlardan bir tanesi).

Tufan, 2017 yılında Fransa’da katıldığı bir konferansta, Lydia Isabel de Leon ile tanışmış ve “jeofiziksel anomaliler” üzerine verdiği konuşmasını büyük bir beğeniyle dinledikten sonra bu konuların Türkiye’ye ulaşmasını arzu etmiştir.

http://www.alchemicalreunion.comhttp://www.geometricmodels.com ♦ www.fraktalalan.com ♦ www.biyontoloji.com ♦ www.tufanguven.wordpress.com ♦ ♦ www.forwardplayground.com

Hakan Onum 01

Hakan Onum

İçsel Sanatlar (Tıbbi Çigong, Taici Çüen, Şiatsu, Feng Şui, İ Cing) Öğretmeni, Terapisti

İstanbul Alman Lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği Bölümünden mezun oldu. İyi düzeyde Almanca ve İngilizce biliyor.

Psikoloji, deneysel ruhbilim, gök fiziği, kuantum fiziği, ergonomi, sibernetik, yeşil düşünce, bilinçlilik bilimi, kaos teorisi, fraktal geometri, biyofizik, yeni biyoloji (morfik rezonans, morfogenetik alanlar), derin ekoloji, yaşammerkezcilik, şamanlık, Brahmancılık, Vedacılık, tasavvuf, Budacılık, Daoculuk, Çin evrendoğumu ve –bilimi, geleneksel Çin tıbbı, çigongun (canlılık bilim – sanatı) tıp ve ruhsal gelişim alanları ilgileri kapsamında oldu.

İçsel sanatlar alanında yurt içi ve dışında eğitimler aldı ve almayı sürdürüyor. 1995 yılında Okyanus Yayıncılık’tan Çin Masalları çevirisi, 2004 yılının Ekim ayında Yol Yayınları’ndan ‘EJDERİ UYANDIRMAK, Çigong, Bir Canlılık Bilimi’ adı altında çigong üzerine kitabı yayınlandı. Buğday Organik Yaşam Dergisi ve Üçüncü Göz’de makaleleri yayınlandı. Yurt içinde çeşitli illerde ve kurumlarda, yurt dışında Bulgaristan (Borovetz) ve Almanya’da (Horn Bad-Meinberg) ders verdi.

Vadi Ruhu Çigong Okulu adı altında 1989 yılından beri taici çüen, 1990 yılından beri Zen şiatsu ve 1999 yılından beri de çigong eğitimi vermekte, çigongu koruyucu sağlıkta olduğu kadar tedavi (can yetkinleştirme terapisi) alanında da kullanmakta, feng şui ve I Cing danışmanlığı yapmaktadır. Güncel olarak Muğla Bodrum’da kendi merkezinde içsel sanatlar uzmanı olarak çalışmaktadır.

www.vadiruhu.com


Diğer çalışmalarımız:

Prag cover Tr

Etkinlik detayları için buraya tıklayın.

2019 çalışmalarının ve konferansların devamı çok yakında bu siteden duyurulacaktır.

2019 Ezoterik Prag Turu

Prag cover Tr

—————- For English please click here – www.alchemicalreunion.com —————-

31 Mayıs’ta, 5 gün sürecek, Prag’ın gizemli tarihine sihirli bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu yolculukta Prag’ın ezoterik tarihine, neden simyanın başkenti olduğuna ışık tutup, ortaçağın izlerini koruyan muhteşem gotik ve mistik mimarisiyle zengin lokasyonlarını hep beraber gezeceğiz. Seda Rodop Soran ve Tufan Güven rehberliğinde organize edilen Ezoterik Prag Turu, gazetelerde gördüğünüz sıradan bir Prag turu olmayacaktır. Özellikle konularında uzman, spiritüel çalışmalar ve turlara odaklanan lokal profesyönel tur operatörleri eşliğinde gezeceğimiz yerlerde Bohemya’nın gizlerinin izini süreceğiz.

Charles Bridge TKutsal geometrinin en derin yansımalarına şahit olacağımız bu turu, Tufan Güven’in “fraktal alan bilimi” ve “kutsal alan mühendisliği” bilgileriyle zenginleştirip, Prag’ın fraktal bir enerji merkezi olmasının altındaki dinamikleri yerinde inceleyeceğiz.

Prag’ın önemli bir lokasyonu olan Kampa Tiyatrosu’nda düzenleyeceğimiz sabah sınıflarında Prag’ın sihirli tarihi konusunda uzman Çekya’lı lokal konuşmacılarla beraber Tufan Güven’in ve Seda Rodop Soran’ın çalışmalarını da sunacağız. Öğleden sonraları yapacağımız Prag yürüyüş turlarımız ve programımızın son günü, tam günlük Cesky Krumlov turu sizi sihirli bir döneme götürmekte zorlanmayacak.

Bu özel turda bize katılmak için erken davranın çünkü Haziran ayı Prag’ın en yoğun ilgi gördüğü ay. Erken yapacağınız otel rezervasyonu size çok daha ucuza malolacaktır. Ayrıca 30 Nisan’a kadar yapacağınız kayıtlarda toplam 75 EUR’luk erken kayıt indiriminden yararlanabilirsiniz. Kayıt ücret detayları aşağıda,

Program:

13501655_10154354818555712_1129099529708181567_n31 Mayıs – Hoşgeldin Partisi
18:30’da Eski Şehir Meydanında, Astronomik Saat’in altında buluşuyoruz.
Prag Sanat Alanında, konuşmacılar ve profesyönel tur operatörleri ile tanışma, kısa prezentasyon.

1 Haziran Cumartesi – Sınıf Çalışmaları ve Prag Yürüyüş Turu (bölüm 1)
09:30 – 12:30 Sınıf Çalışmaları
Konular: Prag’ın simyasal geçmişi ve orta çağdan gelen hermetik gelenekler
Konuşmacılar: Tufan Güven, Eva Lenova
12.30 Yemek
15:00 – 18:00 Eliska Bridges ile Prag Kalesi ve Vasat Mahalle (Lesser Town) turu (bölüm 1)

2 Haziran Pazar – Yaz Yıldızı Sarayı Turu ve serbest zaman

3 Haziran Pazartesi – Sınıf Çalışmaları, Prag Yürüyüş Turu (bölüm 2) ve Caz Teknesi Nehir Turu
09:30 – 12:30 Sınıf Çalışmaları
Konular: Torus ve kalp şifa alanları, simyanın merkezi Bohemya
Konuşmacılar: Tufan Güven, (Terry Burns ve Alan Moore -canlı video konferans)
15:00 – 18:00 Eliska Bridges ile Eski Şehir, Yeni Şehir ve Yahudi Mahalesi turu (bölüm 2)
19:00 – 21:00 Vltava Nehri üzerinde Yemekli Tekne Partisi

Cesky Krumlov 014 Haziran Salı – Cesky Krumlov (Bohemya) Turu (tam gün)
Otobüs Prag Merkezden saat 08:00’de hareket eder.
Turumuz akşam biter.

5 Haziran Dönüş veya dileyenler Bayram tatillerini değerlendirebilirler.

5 günlük paketin içindekiler:

• Bütün sınıf çalışmaları, seminerler.
• Profesyönel tur operatörü eşliğinde Prag yürüyüş turları
• Akşam yemekli Vltava Nehir turu.
• Tam gün Cesky Krumlov (Bohemya) turu, otobüs ulaşımı, profesyönel tur operatörü

Ücret:

30 Nisan’a kadar 575 EUR (2 taksit halinde ödenir) ilk taksit 275 Euro 30 Nisan’a kadar.
İkinci taksit, 15 Mayıs’a kadar 300 Euro.

1 Mayıs’tan sonra yapılan kayıtlarda 650 EUR

Kayıt için tel: 0 (212) 296 00 08

Önemli Notlar

Not (1)
Konferans İngilizce ve Türkçe olacaktır.

Not (2)
Kayıt ücretine, hava ulaşımı, otel kalış, müze ve turistik yer giriş ücretleri, yeme-içme, ihtiyaç halinde şehir içi transfer ücretleri dahil değildir.

Not (3)
Kendi kalışınızı kendi bütçenize göre seçebilirsiniz. Prag merkezinde çok fazla kalış seçeneği mevcut. Haziran ayı Prag’da turizminin rağbet gördüğü bir zamandır. Bu nedenle ne kadar erken ayarlarsanız o kadar tasarruf edersiniz. Tur organizatörleri, Pegasus ile seyahat edeceklerdir. Biletler ne kadar erken alınırsa o kadar uygun olacaktır. Ayrıca, booking.com ve airbnb.com gibi sitelerden de bütçenize uygun kalış seçeneklerini bulabilirsiniz. Herkes uçak biletlerini kendi alacaktır aynı saate almak daha uygun olur. Bunun için tur oorganizatörleri ile irtibata geçiniz. Prag için Schengen Vizesi gereklidir.

Not (4)
30 Nisan’dan önce kayıt yaptırarak toplamda 75 EUR (minimum) tasarruf sağlamış olursunuz! 30 Nisan tarihine kadarki iptal durumlarında Organizatör, yapılmış toplam ödemeden 100 EUR tutma hakkına sahiptir, geri kalan ödeme geri ödenir. 1 Mayıs’tan sonraki iptal durumlarında Organizatör, yapılmış toplam ödemeden 150 EUR tutma hakkına sahiptir, geri kalan ödeme geri ödenir.

Not (5)
Tur Organizatörü belirtilen program detaylarını, önemli bir ihtiyaç halinde değiştirme hakkına sahiptir.

 

Sabah derslerinin verileceği mekan:

Kampa Tiyatrosu

Adres: Nosticova 634/2a, 110 00 Malá Strana, Czechia

Kampa Theatre

Konuşmacılar:

Tufan Güven:

Tufan GüvenTufan Güven, finans sektörü, hedge-fon yönetimi geçmişine sahip. Türkiye’nin ilk Biyontolojisti (biofoton terapisi – http://www.biyontoloji.com), araştırmacı, yazar, organizatör, profesyönel DJ. Kutsal geometri, altın oran, fraktal alan bilimi, kuantum fiziği, holografik evren, ezoterik ve okült öğretiler, simya, transhümanizm, imgeleme, alternatif terapiler, antropozofi ve toplum mühendisliği konularında araştırmacı. İnsanlığın, modern toplumun ve sosyo-ekonomik yapıların temel problemlerini gözlemleyerek, fraktal alan bilimini, mevcut problemleri çözümleyebilecek şekilde hayatımıza nasıl entegre edebileceğimizi paylaşmaktadır. Fraktal alan bilimi, kutsal geometri, holografik evren ve simya konularında eğitimler vermektedir. Organizatör olarak, yurt içinde ve yurt dışında spiritüelite ve bilim bazlı etkinlikler düzenlemektedir. Yurtdışındaki bir çok hocayı, şifacıyı ve şifa modellerini Türkiye’ye ilk kez getirmiştir (Biyontoloji bunlardan bir tanesi).
http://www.biyontoloji.comhttp://www.fraktalalan.comhttp://www.tufanguven.wordpress.comhttp://www.alchemicalreunion.comhttp://www.forwardplayground.comhttp://www.geometricmodels.com

Seda Rodop Soran

Seda Rodop SoranBilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümünden mezun olmuştur. Türkiye ve Amerika olmak üzere 9 yıl finans sektöründe uluslararası kurumlarda üst düzey yöneticilik pozisyonunu da tecrübe edinerek çalışmıştır. Hayatında geçiridiği bazı deneyimleri ve her zaman varoluşu keşeftmeye yönelik güçlü tutkusu farkındalık keşifleriyle dolu kapılar açılmasına vesile olmuştur. Bu yolculuk esnasında yaşadığı dönüşümü diğer insanlarla da paylaşmak üzere, 2009 yılının sonunda yaşam amaçlarından biri olan farkındalık rehberliğini “Işığın yayılması” anlamına gelen RADIA platformunu kurarak gerçekleştirmeye başlamıştır. Bu yolun açığa çıkmasında sevgili annesinin büyük desteği olmuştur.
Seda Rodop Soran yurtiçi ve yurtdışında pek çok uygulamaya katılmış ve halen katılmakta olup Tasavvuf, Şamanizm, Budizm, Hinduism gibi farklı disiplinleri, ekolleri araştırma ve pratik yapma fırsatını bulmuştur.
Bu yolda yolunu kolaylaştıran pek çok güzel rehberlerle tanışmıştır kendilerine sonsuz teşekkür borçludur.
Access Bars Uygulayıcı, (Richard Bandler’s Society of NLP) NLP Uygulayıcı, AMT Uluslararası EFT Master ve Eğitici Eğitimi (Haziran 2012) , Chopra Center Meditasyon ve Kadim Nefes Teknikleri, ABD Kairos Enstitüsü Acutonics Sesle Şifa Seviye1 ve 2 , Theta Healing İleri Seviye Uygulayıcı eğitimlerini tamamlamıştır. Juanita Puddifoot’tan Şamanizm ve uygulamaları üzerine eğitimler almıştır. 1,5 yıl süren International Woolger Training DMP Regresyon Uygulayıcılığı eğitimlerini tamamlamıştır. ISCA Başkanı Max Dauskardt’ tan 2 yıl süren Aile Sergisi Uygulayıcı eğitimlerini tamamlamış olup seminerler ve bireysel danışmanlık sunmaktadır. Halen Aile Dizimi eğitimlerini almaya devam etmektedir. ISCA Uluslararası Sistemik Konstelasyon Birliği üyesidir. Uluslarası değerli pek çok eğitmeni Türkiye’ye davet ederek organizasyonlarını yapmaktadır.

Eva Lenova (Çekya)

Eva LenovaEva profesyönel bir tercüman, öğretim görevlisi, yazar ve rehberdir. Atalarımızın bilgeliği, gelenekleri, sanatı, bilimi ve metafiziğe olan hayranlığı, Eva’nın yaşam boyu araştırma alanları olmuştur. Araştırmacı, yazar, felsefeci ve modern simyacı Vincent Bridges ile çalışmalar yapmıştır. Prag’da bir çok çalıştay, seminer ve konferans organize etmiştir. Halen, Prag’daki önemli enerji merkezlerine, ritüellere ve geleneksel festivallere turlar yapmaktadır. Prag turumuzda da Eva bize sınıfta, sadece Prag’ın tarihsel ve simyasal geçmişinden bahsetmeyecek, aynı zamanda tam gün Cesky Krumlov turunda da bize rehperlik yaparak eşlik edecektir.

Eliška Bridges (Çekya)

Eliska BridgesÇek Cumhuriyeti’nde (Çekya’da) doğup büyüyen Eliska, hayatı boyunca Çek ve Sanat Tarihi okudu. Gençliğinde Prag’a taşındı ve Turizm, Çağdaş Tarih ve Sözlü Tarih okudu. Eliska, geçmişte bir süre Prag Kalesi’nde çalıştıktan sonra bağımsız bir rehber oldu. 2012’de Prag’ın ezoterik yürüyüşlerinden birinin turu sırasında Vincent Bridges ile tanışmıştır. Birlikte yürüttükleri iş işbirliği bir süre sonra içinde tarih ve ezoterik bilgi tutkularının paylaşıldığı bir yaşam ortaklığına dönüştü. Şu anda Prag’da ezoterik tur rehberliğine odaklanmaktadır, geziler düzenlemekte ve “Evrensel Barış Dansı”nın spiritüel uygulamaları üzerine çalışmaktadır.

Dr. Teresa Burns (ABD)

Terry BurnsTeresa Burns, Rönesans Hermetizmi, özellikle de John Dee ve Edward Kelley’nin, Giordano Bruno’nun büyülü sistemleri ile o dönemin edebiyatına ve mimarisine olan bağlantısını araştıran bir İngiliz profesörü ve yazarıdır. Vincent Bridges’in yazar ortağı, öğrencisi ve arkadaşı olan Terry, Batı Gizemi Geleneği Dergisi (Journal of the Western Mystery Tradition) için bir çok popüler makale yazmıştır; Terry ve Nancy Turner, ayrıca John Dee’ye atfedilen Tuba Veneris’in ilk İngilizce baskısını tercüme etti ve Dee’nin Monas Hieroglyphica’sının ilk 18 teoremini yeniden çevirdi.
O ve kocası Alan Moore, Dee ve Kelley’nin Enokyan sistemi hakkında bir kitap hazırlıyorlar. Boş zamanlarında kurgu yazıyor.

Alan Moore (ABD)

Alan MooreAlan Moore ya da “Alairian”, yetenekli bir müzisyen, gitarist, flütçü, piyanist ve belki de dünyanın en ünlü Enokyan müzisyeni. Otuz yılı aşkın bir süredir Golden Dawn sihirli sistemleri üzüerine edindiği deneyime ek olarak sihirli sanatların pratik uygulamasıyla birlikte, batı gizemi geleneği üzerine ömür boyu bir çalışma yaptı. Bir müzisyen olarak, enerjinin kayması ve bilincin sihirli halleri yaratması için müzik kullanmaya odaklanmakta. Makaleleri Batı Gizemi Geleneği Dergisinde (Journal of the Western Mystery Tradition) yayınlanmaktadır. Alan, Enokyan veya Ophanic çalışmalarını, özellikle de kutsal geometriye bağlandığı için, Dee ve Kelley’nin sisteminin kısmi sentezi, kısmi revizyonu ve bölüm açıklaması olarak tanımlıyor. Üç sene önce aramızdan ayrılan Vincent Bridges ile sihirbazın iyi bir arkadaşı ve ortak uygulayıcısı olan Alairian, Vincent’ın Enokyan sisteminin işlevi ve kullanımı konusundaki anlayışının sağlam bir savunucusudur.


Yaklaşan diğer etkinlikler:

Cover pic -TrEtkinlik detayları için tıklayın…

Monoatomik Elementler ve Neg-Entropi

leo c60Sümerliler, süper iletkenliğin gizemini ve teknolojilerini biliyor ve kullanıyorlardı. Gençlik pınarı, şifa, uzun yaşamın sırrı (neg-entropi) ve simyasal tüm hareketlerin altında altın oran bazlı fraktal simetri yatmaktadır.

Monoatomik karbon (bkz. Dr Keshe -Magrav cihazı, Tesla Motorları), soy gazlar, platinyum metal grubu… vs hepsinin ortak özelliği, moleküler yapılarının dodeka-ikoza simetrisi taşıması (d & f subshell) ve elektron yapılarının da atom çekirdeğine fraktal olmasıdır. Atomik tablodaki bütün atomların moleküler yapıları altın oran simetrisi içermezler. Ama biyoaktif alan yaratan ve süper iletkenlik, sıfır elektrik direnci gibi nitekliklere sahip yapılar altın oran simetrisi içermektedirler.

Monoatomik altının da birçok benzerliği bulunmaktadır. Laurence Gardner kitabında, İbranice’de kullanılan “Cennet” kelimesinin, İsraillilerin, monoatomik altının etrafında bulunan elektrik alanını ifade eden ve spiritüel bir fikir olan ölümsüzlük konsepti ile direk bağlantılı monoatomik bir elektrik alanı olduğunu anlatıyor.

Soğuk plazma alanı olan insan aurasının büyüme ihtiyacı da böyle bir elektrik alanına ihtiyaç duymaktadır. Pek yakında bu konuda geniş kapsamlı bir makale yayınlayacağım.

Dan Winter, Paris’deki Champs-Elysees (Champs: elektrik alanı – Elysees: ilüzyon alanı) caddesinin ilüzyon alanının elektrik alanı analamına geldiğini ifade etmekte. Yani fraktal bir alan, uyum alanı (faz uyumu) olduğunu anlatmakta. Başka bir deyişle, faz dağılımının mükemmel olduğu bir elektrik alanı.

Peki monoatomların etrafında bulunan elektrik alanı nasıl oluyor da bu kadar mükemmel dağılım özelliği sergileyebiliyor?

C60 karbon molekülüMesela, karbon atomunun 4 yapısal durumu vardir. Amorf, grafit, elmas ve karbon 60 (C60, Buckminsterfullerene). Doğal elmas karbon yapısı, oktahedron (8 yüzlü) formundadır. Oktahedron yapısındaki karbonu alıp enerji yüklemesi yaparsanız (azıcık bir fotonik ışıma -mesela mum ışığı bile buna yeter) yapısı anında dodeka-ikoza formuna dönmektedir. YANİ: ALTIN ORAN BAZLI FRAKTAL YAPIya dönmekte ve nitelikleri artmakta! Bu vesileyle karbon yapısının merkezindeki elektrik alanının nitelikleri norm dışına çıkmaktadır. Artan nitelikleri sıfır elektrik direnci, süper iletkenlik, manyetik alanlardan etkilenmeme gibi ifade edebiliriz.

Fareler üzerinde uygulanan deneylerde, antioksidan özelliği gösteren C60 molekülü, vücuttaki oksidatif stresi azaltmak suretiyle farelerin yaşam süresini %90 uzattığı bilimsel olarak ölçülmüştür. Burada belirttiğimiz %90 oranı pek sık karşılaşamayacağınız bir orandır. Bu nedenle, gram fiyatı, altının gram fiyatından daha pahalıdır! Bunun yegane sebebi, C60 molekülünün altın oran bazlı fraktal (dodeka-ikoza, truncated icosahedron) simetrisinden dolayı, merkezcil yapıcı dalga etkileşimine izin vermesidir. Bu noktada; mevcut paradigma içerisinde sıkışıp kalmak ile yüksek nitelikli alternatif dünyalara açılma konusunda seçim yapmak istersek, bu seçime hangi yoldan gidebileceğimizle ilgili metaforu burada renklendirebileceğimizi düşünüyorum.

Öte yandan, bu konuları akademik alanda şimdilik bulamayacaksınız. Kimya hocanıza atomik yapıların neden altın orana döndüklerinde niteliklerinin arttığını sorabilirsiniz. Ama malesef bu soruya cevap alamazsınız. Henüz global eğitim sisteminin müfredatında yok. Çünkü bu bilimin gelişmesi tüm enerji sektörünü, sağlık sektörünü, eğitim sektörünü ve daha birçok alanı yıkacak güçtedir. Aslında bu konu, binlerce yıllık bir problemdir. Bu sebeple, Pisagor okulu tarafından açıklanması kesinlikle yasak olan bu bilginin ifşasının bedeli ölümdü (bkz. Hippasus, MÖ 5.yy)

Yüzyıl önce, Tesla’nın neden önü kesildiyse bugün de sistemin işleyişinde fazla bir değişme olmamıştır. Bu sebeple coğrafya hocanız size evrenin, güneş sisteminin altındaki altın oran ilişkisini, fizik hocanız size DNA, proteinler ve belli moleküler yapıların altındaki altın oran ilişkisini, mimari hocalarınız size altın oran bazlı yerleşim alanlarının aura gelişimi ile ilgili ilişkisini anlatamayacaklardır.

Teknik olarak monoatomik yapılarda atom stabil hale geldiğinde, merkeze doğru yıkıcı olmayan faz çöküşü mümkün olmaktadır. Bu noktada, süper iletkenlik ile beraber faz ışıması da mükemmel bir gül formu alır. Hatırlatmak isterim ki altın oran, çok romantik, (neg-entropik, elektriksel) bir sebepten dolayı, güzelliğin de tanımlayıcısıdır.

Aslında, tarihte ilk kez(!) neg-entropi, özdüzenleme, ters zaman akışı fizikte ispat edildi. Optik biliminde (yaklaşık 10 yıldır), optik faz uyumu ve 4 yollu birleşim deneylerinde dalga alanlarının bu özellikleri ölçülmekte.

süper atomSüper atom dedikleri, altın oran bazlı fraktal simetriden başka birşey değildir. Neden atomik yapı, altın orana dönüştüğünde süper iletkenlik nitelikleri kazanıyor? Çünkü sadece ve sadece altın oran, yapıcı dalga etkileşimine olanak sunmaktadır. Yapıcı dalga etkileşiminin optimizasyonu ve yüksek etki alanları (soğuk füzyon?), atomik yapıdan tutun, evrenin yapısına kadar her yerde ölçülmektedir.

Kritik olan konu, EĞER altın oran, yapıcı dalga etkileşimine çözüm ise, O ZAMAN, yapıcı baskıya da çözüm olmaktadır! Yapıcı baskı çözümünün inanılmaz alanlara etkisi vardır! Bunlardan en önemlisi, YER ÇEKİMİ!

Çekim kuvveti, Einstein’in açıklamaya çalışıp başaramadığı formüllerden biridir. O, çekim kuvvetinin, sonsuz baskı alanından kaynaklandığını biliyordu. Fakat kimse ona fraktalitenin ne olduğunu söylememişti! Zira fraktalite konusu, 1975’de Polonya asıllı matematikçi Benoit Mandelbrot’un matematiksel olarak kendisini ifade etmesini bekliyordu…

Altın oran ve fraktalite konusu böyle güzel bir nedenden dolayı acilen eğitim müfredatına entegre edilmelidir. Kritik olan mesele, altın oran, fraktalitenin DORUK NOKTASIdır! (detay için tıklayın) Bugün birçok akademisyen, araştırmacı ülkemizde fraktalite konusunda kitaplar, eğitimler, seminerler vermektedir. Ama neden bir tanesi bile fraktalitenin doruk noktasından bahsetmiyor?

Altın oran bazlı fraktal faz uyumu;

evrenin, farkındalığın, aydınlanmanın, yaşam enerjisinin, yer çekiminin, alfabe ve sembolün, rengin, mikrodan makroya maddenin ve diğer tüm merkezcil ve kendi kendini düzenleyebilen kuvvetlerin temeli olduğunu Dan Winter tarihte ilk kez tanımlamıştır.

Dan Winter (www.fractalfield.com) ile beraber bu bilgileri ilk kez Türkiye’de paylaşıyor olmaktan dolayı çok mutluyuz. Aslında, global eğitim müfredatında olmayan bir konuyu neden biz ilk kez müfredata almayalım? Neden bu konuda öncü olmayalım, teknolojiler geliştirmeyelim?

Tufan Güven

8 Ocak 2019

https://www.facebook.com/plugins/video.php?href=https%3A%2F%2Fwww.facebook.com%2Ffraktalalanbilimi%2Fvideos%2F655009681510228%2F&show_text=0&width=560

https://www.facebook.com/plugins/video.php?href=https%3A%2F%2Fwww.facebook.com%2Ffraktalalanbilimi%2Fvideos%2F503714599973071%2F&show_text=0&width=560

https://www.facebook.com/plugins/video.php?href=https%3A%2F%2Fwww.facebook.com%2Ffraktalalanbilimi%2Fvideos%2F258398581454454%2F&show_text=0&width=560

Sevgiliniz Bir Simülasyon mu?

Digital-woman-cropped_tcm18-38773

Hayat kısa, zaman değerli, direk konuya giriyorum.

2000’lerin başında MIT’den bir fizikçi, Prof. Seth Lloyd, bigbangden günümüze kadar geçen süredeki realitenin simülasyonu için gereken bilgisayar operasyonlarını hesapladı. Yani bugüne kadar olmuş olan her olayın, atom bazında hesaplanması. Bütün bu işlemleri simüle etmek için şu an mevcut evrende bulunan enerjiden daha fazla enerjiye ihtiyaç olduğunu saptadı.

BilgisayarBu şu anlama gelmekte, bu evreni en baştan inşa edecek kompüterin, evrenden daha büyük olması gerektiğini ve zamanın da bizim algıladığımız zamandan daha yavaş hareket etmesi gerektiğini hesabetti. Yani bu tip bir simülasyonun fiziksel olarak mümkün olmadığını ifade etti.

Bu bulgudan çok kısa bir süre sonra, biliminsanları, evrenin içerisinde yaşayan varlıkları, orada gerçekten yaşadıklarına ikna edecek seviyede, çok da mükemmel olmayan bir evreni yaratmanın çok daha az bir bilgi işlem gücü ile mümkün olabileceğini anladılar. Bu tip yapay bir kozmosda, mikroskopik seviyedeki en ince detaylar ve en uzaktaki yıldızlar, sadece programın içerisindeki gözlemcilerin ancak sofistike cihazlar ile onları gözlemlediği ender anlarda belireceklerdir ve gözlemlenmeleri bittiği anda ortadan kaybolacaklardır.

Diyelim ki, bu tip bir evrende Andromeda Galaksisi gibi muazzam bir bilgiye sahip bir yapı ancak sofistike bir teleskop ile gözlemlendiğinde belirecektir. Başka bir deyişle aktif gözlem, dalga fonksiyonunu lokalize edecektir. Mikro kozmos için de aynı prensip geçerli olacaktır. Bu durum, enerjinin süper ekonomik bir şekilde kullanılmasına olanak sağlamaktadır.

Teorik olarak, bahsettiğimiz mikro ve makro yapıların kaybolma anlarını göremeyiz. Çünkü gözlemlemeye başladığımız her seferinde tekrar oluşacaklardır.

Bu fonksiyonun anlaşılması, sanal evrenleri simüle etmeyi mümkün kılmaktadır. Aslında burada anlatılan fonksiyon, kuantum biliminin en temel anlayışlarından biridir. Meşhur çift yarık deneyinde aktif gözlemin dalga fonksiyonunu lokalize ettiği uzun zamandır bilinmektedir. Thomas Young, 1801 yılında ışık ile yaptığı deneyinde, dalgaların birleşme özelliğini ilk kez sergilemiştir.

fraktal, holografik evren modeli ve kuantum fiziğiKuantum fiziğinde var olan bu mekanizmayı kullanarak, çok da mükemmel olmayan fakat içerisinde yaşayan canlıları, o realitenin gerçekliğine ikna edecek bir simülasyon yaratmanın teorik olarak mümkün olduğu anlaşılmıştır.

Aslında bilgisayar oyunlarına bakacak olursak, çok benzer özellikler zaten kulanılmaktadır. Eminim bu makaleyi okuyan herkes, zamanında az ya da çok bilgisayar oyunu oynamıştır. Bilgisayarın parçalarını düşünecek olursak, monitörün özelliği, işlenen bilgilerin görsel olarak oyuncuya aktarılması işlevini görür. Diyelim ki bir joystick ile oyun oynuyorsunuz. Joysticki ne tarafa çekerseniz, monitörde, yani bilgisayar ekranınızda, o alanı görürsünüz. Ekranın dışında bulunan alanlar anlık olarak kaybolur çünkü bilgisayar işlemcisinin performansını optimum kullanması gerekir ve ekranda görülmeyen yerlerin işlenmesi gereksiz enerji sarfiyatına sebep olacaktır. Bu sebeple sadece ekrandaki bilgiler işlenir ama siz ne zaman joystickinizi (ya da gözleminizi) diğer alanlara yönlendirirseniz ancak o zaman tekrar size o bilgiler görünür (işlenir) hale gelecektir. Bu basit örnekte, kuantum mekaniği ile bilgisayar oyunları arasındaki ilişkiyi anlayabileceğimizi düşünüyorum. Her iki alanda da aynı prensip geçerlidir: Aktif gözlem dalga alanlarını lokalize eder.

Picture22016 Ağustos ayında, bilgisayar oyunları piyasasında çok ilginç bir oyun duyurusu yapıldı. “No Man’s Sky” isimli fantazi/bilim kurgu oyunu, simüle edilen kendi evrenindeki yıldız sistemlerini ve gezengenleri keşfetmek ve bir takım maceralar yaşamak üzerine dizayn edilmiş. Peki, bunda ne var diyeceksiniz. Her oyunda bu tip senaryolar yazılabilir. Bilgisayar oyunlarında önemli detaylardan birtanesi, senaryoyu ve istenilen bilgi işlem gücünü sorunsuz işleyebilme kapasitesini sunabilmektir. Yani dizayn edilen oyun zamanın ötesinde bilgi-işlem gücü gerektirirse oyunu oynayan kişinin bilgisayarı bu gücü kaldıramayacağından oyunu oynayamaz. Dolayısıyla zaman içerisinde gelişen bilgi-işlem kapasiteleri göz önünde bulundurularak oyunlar belli işlem kapasiteleri ile hazırlanmaktadır.

 

İşin ilginci, No Man’s Sky oyununda, hazırlanmış gezegenlerin sayısı 18,446,744,073,709,551,616 (yani yaklaşık 18 Katrilyon!). 18 Katrilyon gezegenin her birininin kendine has (diğerlerinden farklı) özel fauna ve florası mevcut. Her gezegende farklı fizik kuralları da bulunabiliyor. Peki nasıl oluyor da bu kadar muazzam bir bilgi bütününü tek bir oyuna sığdırabiliyorlar. Cevabı tek bir olguda saklı:

FRAKTALİTE

Fraktalitenin ne olduğuna, konuyu fazla bölmemek adına bu yazıda girmeyeceğim fakat ilgilenenler daha önce yazdığım makaleden bu konuyu okuyabilirler (tıklayın). Bir bilgisayar oyunu yazıyorsanız, çok basit formüllerle artık sonsuz gibi görünen(!) evrenleri yaratabilirsiniz. Fraktal formüller sadece bilgisayar oyunlarında değil, Hollywood’da film efektlerinden tutun, bilimsel makalelerde evrensel şuurun kozmosdaki dağılımını açıklamaya kadar hemen hemen her alanda görülmekte ve ölçülmektedir.

Konumuza geri gelecek olursak, tüm evreni simüle etmek teorik olarak mümkün. Belki bugün içinde bulunduğumuz gelişmişlik seviyesinde, bugüne benzer bir evreni simüle etmemiz kolay olmayacaktır fakat bilim ve teknolojinin gelişim hızını gözönünde bulundurduğumuzda, bu tip yapay evrenlerin çok yakında hayata geçirileceğini görebiliriz. Hem de kendi yaşam sürelerimiz içerisinde.

Google’ın direktörlerinden biri olan transhümanist ve fütürist Ray Kurzweil, yapay evrenlerin 2045 yılında mümkün olacağını ve insanoğlunun tam potansiyeline (kendisi bunu tekillik -singularity- olarak tanımlıyor) ulaşacağını öngörüyor. Kendisi, teknolojik ve mekanik gelişimin, insan bilincinin tüm evrendeki tezahürü olduğunu savunuyor. Kişisel olarak Kurzweil’in felsefi görüşlerine katılmıyorum. Fakat felsefesine katılmasam da, bu konuları uzun zamandır araştıran biri olarak, bahsettiğimiz teknolojinin NET bir şekilde bu yöne doğru ilerlediğine şahit olmaktayım. Sadece Ray Kurzweil değil, başka birçok proje, yapay evrenleri yaratmak için çoktan kolları sıvamış durumda. Bunlardan bir başkası da Rusya kökenli “Project 2045″dir.

Picture3Bu konuda en çok karşılaşılan kontra argümanlardan bir tanesi, insan bilincinin ya da hafızasının simüle edilemeyeceğidir. 2013 yılında MIT’de yapılan bir çalışmada nörologlar başarılı bir şekilde kendine ait olmayan hafızayı bir beyine aktarmayı başardılar. Fareler üzerinde yapılan çalışmada, gerçek olmayan hafızanın gerçek hafıza ile aynı niteliklere sahip olduğunu ölçtüler.

Farelere uygulanan bir deneyden bilinç aktarımına ulaşamayacağımızı düşünebilirsiniz. Şunu belirtmeliyim ki, Graham Bell, ilk kez odanın karşı tarafına ulaşan bir sinyal oluşturduğunda, parazitli ve zor duyuluyordu. Ama bu bir gelişmeydi. Küçücük bir gelişmeden bugün batı uygarlığındaki en sofistike teknolojiye, telefon iletişim sistemine ulaştık. Dolayısıyla, 6 yıl önce bir fareye aktarılan hafıza operasyonunun ileride, teknolojik gelişmelerle nerelere geleceğini pek hayal edemeyebiliriz.

Picture4Evrenin yapısına dönecek olursak, ünlü bir teorik fizikçi olan James Gates, sicim teorisi üzerinde çalışırken, formüllerin arasında gizli çok enteresan birşey keşfediyor. Kendisi bulduğu şeyi sofistike bir kod olarak adlandırıyor. 0 ve 1’lerden oluşan ileri teknoloji ürünü 4 boyutlu süper simetrik bir kod sistemi (bkz. hiperküp). İşin ilginci, 4 boyutlu küp olan hiperkübü tarihte ilk kullanan kişi ünlü simyacı, Dr. John Dee olmuştur. John Dee, Kraliçe I. Elizabeth’in baş danışmanı, 007(!) nolu MI6 ajanı ve gizli servislerin kurucusu, matematikçi, astronom, astrolog, okült felsefeci ve daha buraya sığdıramayacağımız pek çok özelliği vardır. (Kendisi ile ilgili yazdığım makaleyi okumak için tıklayın).

Picture2John Dee, hermetik ve simyasal çalışmalarını beraber yürüttüğü arkadaşı Sir Edward Kelly ile beraber meleklerle iletişim kurmasıyla ünlüdür. Bu resmi(!) bilgiyi bugün “British Muzeum”da halka açık sergilenen araçlarının yanındaki açıklamada okuyabilirsiniz. İşin ilginci meleklerle iletişim kurması değil, bu iletişimi kurarken kullandığı algoritmalar ve tekniklerdir. 16. yy Avrupasının en büyük kütüphanesine sahip olan Dee, o zamanların Einstein’i kabul edilmektedir. 3 boyutlu düzenli geometrilerin (bkz. platonik cisimler) bile yeni yeni Rönesans ile beraber yayılmaya başladığı bir dönemde, kendisi tarihte ilk kez dört boyutlu geometriler (hiperküp, pentatope… vs) ile çalışma yaptığını tarihçiler belirlemişlerdir. Yukarıda bahsettiğimiz fizikçi James Gates’in evrenin kumaşında bulduğu kodlar da, John Dee’nin de tarihte ilk kez üzerinde çalıştığı kod sisteminin aynısıdır. Acaba hem John Dee hem de James Gates farklı zamanlarda öteki boyuta açılan bir pencere mi bulmuşlardı? Aslında 1.000’lerce yıllık kadim bilgilerin henüz günümüzde teknik ve bilimsel olarak kabul edildiğini düşünücek olursak bu tip geç kalmış teyidlerin bizi şaşırtmaması gerektiğini düşünüyorum. Aynı kadim mısır medeniyetinin bildiği ama modern bilimin anca teyid ettiği gibi: İnsan vücudu ışık bedenden oluşmaktadır (teyid için tıklayın).

Peki evrenin kumaşında 0 ve 1’lerden oluşan sofistike bir kod sisteminin bulunması ne anlam ifade etmektedir? Platon’un mağara alogorisinde işaret ettiği, algıladığımız realitenin gerçek kaynağını bulmak sizce mümkün müdür? Şahsen, bu noktada en doğru yaklaşımı Alexander Pope’un meşhur sözünü hatırlatarak sunmak isterim,

Alexander Pope - Fraktal Alan Bilimi

Picture1Simülasyon önermesinin modern tarihteki örneklerine bakacak olursak önce yiğidin hakkını vermemiz gerekir. Blade Runner, Total Recall, Minority Report ve Matrix başta olmak üzere birçok bilimkurgu filminin fikir babası Philip K. Dick, 1977 yılında canlı bir basın toplantısında, bir matriks içerisinde yaşadığımıza dair inkar edilemez kanıtlara sahip olduğunu söylemişti. Kanımca, eğer bu konuda hayatı belgesel çekmeye değecek bir kişi varsa o kişi de Philip K. Dick’tir.

Daha sonra 2003 yılında, Nick Bostrom, “Simülasyon Argümanı”nı ileri sürmüştür. Simülasyon argümanı, üç önermeden en az birinin doğruluğuna dayanmaktadır:

  1. İnsanlığın nesli üst düzey bir teknolojiye ulaşamadan tükenecektir.
  2. Üst düzey teknolojiye ulaşmış hiçbir medeniyet bizim evrimsel tarihimizi simüle etmekle ilgilenmeyecektir.
  3. Neredeyse kesinlikle bir bilgisayar simülasyonu içinde yaşıyoruz.

Aslında linear bir mantıkla düşünecek olursak, yapay bir realitenin içerisinde bulunan üstün bir medeniyetin yeni bir yapay realite yaratmaması için hiçbir neden yoktur! Yani teknik olarak yapay bir realitenin içerisinde sonsuz yapay realiteler yaratılabilir. Bu konu, gayet tabi etik değerler perspektifinden de tartışılmaya mecburdur. Ama burada dikkat çekmek istediğim teknolojinin kapasitesi ve limiti ya da limitsizliğidir… Öyle görünüyor ki pek yakında, yapay evrenlerin de yaratımıyla, bu limitten bahsetmemiz gittikçe zorlaşacak. Yani başka bir deyişle limitsiz olanaklar diyarına adım atacağız.

Picture5Özellikle 3, 4 yıl önce bu konu, silikon vadesinde en popüler konu idi. Öyle ki artık insanlar orada bu konuyu tartışmaktan bıktılar diyebilirim. Bir kaç örnek vermek gerekirse, Ellon Musk, 2 sene önce bir söyleşi sırasında %99,99999 ihtimalle bir simülasyon içerisinde yaşadığımıza inandığını canlı yayında söyledi (kayıdı Youtube’da bulabilirsiniz). Yine silikon vadisinden 2 milyarder CEO, beraber bir fon kurup, insanlığı simülasyondan kurtarmak üzerine proje araştırma ve geliştirme alanında kaynak sağlamaktadırlar.

Ayrıca başka bir fizikçi Thomas Campbell, kitaplarında, algıladığımız simülasyon evreninin tüm teknik detaylarını ve mekanizmasını ifade etmektedir. İşin teknik kısmı ile ilgilenenlerin okumasını tavsiye ederim.

Bu anlayış ile beraber evrenimizi fraktal bir okyanusun içerisindeki bir su partikülüne benzetebiliriz. İlk bakışta, bu bilgiler size çok mekanik ve itici gelebilir ama öyle olmak zorunda değil. Eğer günün birinde kendi evreninizi yaratma imkanınız olursa, siz de bu imkanı güzel bir evren yaratarak gayet hür iradenizi bu yönde kullanabilirsiniz. İstediğiniz fizik kanununu, istediğiniz realiteyi kendinize çekebilirsiniz. İster başka bir yıldız sistemindeki bir nebulanın deneyimini yaşarsınız, ister mikro dünyadaki bir proteinin deneyimini. Ya da çok farklı bir deneyim de yaratabilirsiniz, mesela algıladığımız anlamda fiziksel bedeni olmayan ama başka gerçeklik evrenlerinde var olan varlıkların topluca deneyimini yaşayabilirsiniz, hepsini aynı anda… vs. Demek istediğim limitiniz sizin hayal gücünüz!

Potansiyel olarak aynı anda milyarlarca evren yaratıp herbirisinin içinde, aynı anda, izole deneyimler yaşayıp hepsini birbirine bağlayabilirsiniz. Yani tek bir evrende yapacağınız bir hareket, başka bir evrendeki değişimleri de tetikleyebilir bu durumda. Örnekleri sonsuza kadar çoğaltabiliriz…

Bu bağlamda tartışmaya açık konulardan bir tanesi, zaman ilerlediğinde, bu teknolojiye kimin erişimi olacak? Ya da dünya üzerindeki mevcut sistem, bu teknolojiyi insanlara bırakır mı? gibi sorular konuşulacak en önemli konuların başında gelebilir. Blockchain gibi açık kaynak teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla sosyal sistemlerde büyük devrimler pek yakında zaten kapımızı çalacaklar. Bugün tüm dünya, bu değişim sürecinin içerisine girmiş durumda. İnsanlık tarihini düşünecek olursak, daha 100 yıl önce kimsenin hayal bile edemeyeceği bir dünya yarattık (iyi, kötü tartışılır). Herşeyin eksponansiyel hızlandığı bir süreçte, 30 yıl sonrası artık tahminlerin tamamen dışına çıkmaktadır.

zorlamaktan korkmayınEğer makalede bu noktaya kadar su kaynatmadan gelebildiyseniz, şimdi size bir de ev ödevi vereyim o zaman. Bu yazıyı okuduktan sonra, 2 dakka oturup düşünün, imkanınız olsa nasıl bir realite yaratmak isterdiniz? Hayal gücünüzün kapasitesini zorlayın ama. Şu ankinden farklı fizik kanunları yaratın, en olmayacak, en imkansız gibi görünen kuralları belirleyin, ya da isterseniz yeni kurallar ekleyin (mesela: çekim yasası, yin&yang, fraktalite, altın oran kodu… vs.), yaratacağınız evrenin enerji niteliklerini belirleyin.

Biraz beyin jimnastiği, yeni nöral ağ bağlantıları her zaman faydalıdır.

Son olarak da kişisel öngörülerimi eklemek isterim buraya. Şu meşhur “21 Aralık 2012” tarihi bence doğru bir tarih fakat biz şuan olduğumuzu zannettiğimiz yılda değiliz. Yani geçmişte kayıp bir 30, 40 yıl atlanmış olabilir. Ben şahsen, 21 Aralık 2012 beklentilerinin 2040 ile 2050 arasındaki bir 21 Aralık’ta yaşanacağını düşünüyorum. Yaşanacak olan da, konunun sulandırılmış hali olan kıyametten ziyade, büyük bir algı değişimi ya da quantum zıplaması benzeri bir durum olabilir. Aslına bakarsanız, tarih 2040’lara yaklaştıkça zaten teknolojik ilerlemeyle beraber insanlar, içinde bulundukları realiteyi zaten sorgulamaya başlayacaklar ve algıları ve farkındalıkları otomatikman gitgide bir lotus çiçeği gibi açılacak (bir kısmının tabi). Bu durumu illa teknolojiye bağlamak doğru olmaz. Kişisel çalışmalar, meditasyon gibi teknikler de bu sürece muhakkak yardımcı olacaktır fakat burada konumuz teknoloji olduğu için bu makaleyi de bu bağlamda değerlendirmenizi öneriyorum.

Özellikle teknoloji devrimi ile alt realiteleri yaratmaya başladığımızda, “reverse engineering” tekniklerinin bu alandaki gelişimiyle üst realitenin bizi nasıl yarattığını da çözecek seviyeye geleceğiz. Tarihteki bu değişim sürecine tanık olmak çok heyecanlı olacak. Popcornlarınızı hazırlayın!

Tufan Güven

31 Aralık 2018

Prag cover Tr

Evrensel Ölçek ve Sümer Tabletleri

Evrende mikrodan makroya hareket ettikçe temel yapıların frekanslarında görülen en temel ortak özelliklerden biri altın orandır. Zira altın oran sadece madde olarak deneyimlediğimiz fiziksel evrende değil, aynı zamanda daha sübtil alanlarda da (aydınlanma, farkındalık, düşünceler… gibi)ölçülmektedir.

Daha önce yazdığım makalelerde birçok örnek bulabilirsiniz. Bu makalede de, özellikle Planck seviyesinden başlayarak altın oran katlarının oluşturduğu yapıları ve bir kaç tarihi eserden örnek vermek istiyorum.

Dan Winter, 2015 yılında yazdığı “Fractal Conjugate Space & Time: Cause of Negentropy, Gravity and Perception” (Fraktal Birleşik Uzay & Zaman: Negentropi, Yer Çekimi ve Algının Kaynağı) adlı kitabında bu yapıların evrensel ölçekte nasıl dizildiğini (altın oran katları ile) matematiksel olarak ispat ediyor.

Dan's equation - Universal caduceus

planck

Planck seviyesi, en küçük seviye anlamına gelmektedir. Farklı boyutların Planck ölçekleri vardır. Planck zaman, Planck mesafe, Planck alan… gibi. Planck mesafe dersek, bu mesafe, ikiye bölünemeyen mesafe anlamına gelir. Uzay ve zaman boyutunun kumaşı gibi. Plank mesafesinin ölçümü yaklaşık olarak yandaki gibidir.

Şimdi size önemli bir sır vereceğim. Ama bu sırrı kendinize saklamak zorunda değilsiniz. Zira sırrın içeriği altın oran olduğu için, ancak paylaşılması gereken bir bilgidir bu.

Planck seviyesinden başlayarak günümüzde sıkça kullanılan uzunluk birimlerine gelecek olursak (mm, cm, metre), hangi uzunlukların kökeninde altın oran içerdiğini açıklayacağım. Tabiki bir bölümünü açıklayacağım. Buradan hareketle isteyen gerekli çarpma ya da bölme işlemleriyle öncesini ve sonrasını da hesabedebilir. Tapınak inşa etmek isteyenlere duyurulur!

1.05 cm, 1.7 cm, 2.7 cm, 4.4 cm, 7.2 cm, 11.6 cm, 18.8 cm, 30.4 cm…

Bu uzunluklar birbirlerinin altın oran katlarından oluşmaktadır (yukarıdaki paragrafta izah ettiğim gibi). Aynı zamanda iki sayının (ölçünün) toplamı bir sonraki ölçüyü vermektedir. Bu iki özellik (katların ve toplamların bir sonraki sayıyı vermesi) altın oranın hem aritmetik hem de geometrik orana sahip olduğunun matematiksel ispatıdır. Evrende hem aritmetik hem de geometrik orana sahip başka bir oran ya da sayı yoktur. Altın oran, SADECE hem aritmetik (toplamalı) hem de geometrik (çarpmalı) orana sahip değil, AYNI ZAMANDA, dalga mekaniği ve elektrik fiziği açısından da dramatik ve fazlasıyla gözden kaçmış anlamlara sahiptir. Çünkü, fizik ve felsefedeki birçok problem ve sır, en temelde, sonsuz ve yıkıcı olmayan (yapıcı) baskı problemine dayanmaktadır. Daha önceki yazımda bu konuyu paylaşmıştım.

İnsanlık tarihinin ilk yazılı eserlerinden iki örnek vermek istiyorum. Güneş Tanrısı Şamaş’ın kireçtaşından yapılmış rölyefi (Şamaş Tableti), oranları itibariyle incelendiğinde, geçmişin kadim ve en gizli bilgileri arasında bulunan “altın oran”ı barındırdığı görülmektedir.

Pisagor Okulu tarafından açıklanması yasak olan ve ancak dolaylı olarak bahsedilen altın oran, Şamaş Tableti üzerindeki bölümlerin ayrımında net olarak ölçülmektedir. Tablet üzerinde, iç içe geçmiş, üç tane altın oran dikdörtgeni görülmektedir.

Şamaş tableti altın oranı sadece içerisindeki oranlarda barındırmıyor, aynı zamanda size yukarıda sır olarak açıklamış bulunduğum ölçülere de ufak bir farkla denk gelmektedir. Wikipedia’daki açıklanan ölçüleri: Boy 29.2 cm, En: 17.8 cm. Yukarıda verdiğim ölçüler ile aralarında %5’lik bir fark bulunmakta (hem en hem boy).

Evrensel ölçek altın oran uzunluğu: 18.8 cm
Şamaş tableti eni: 17.8 cm

Evrensel ölçek altın oran uzunluğu: 30.4 cm
Şamaş tableti boyu: 29.2 cm

Acaba tabletin yanlarındaki aşınma payı bu açığı çıkartmış olabilir mi?

Plimpton 322 adı verilen başka bir tablet de Sümerlilerin trigonometriyi Yunanlılardan çok daha önce ve çok daha sofistike bir şekilde kullandıklarını göstermektedir. Plimpton 322 tableti, Hipparchus’dan (trigonometrinin mucidi zannettiğimiz Yunanlı matematikçi) 1,000 yıl öncesine işaret etmektedir.

Plimpton 322

Plimpton 322 sadece tarihin ilk trigonometri tableti değil, aynı zamanda altın oranı da kolon genişliklerinin (4 tane) birbirlerine oranında bulunduran bir tablettir.

Plimpton 322 altın oran

yıldızÖlçümlerini bizzat kendim yaptığım yukarıdaki resimde açık olarak kolonlar arasındaki altın oran ilişkilerini görebilirsiniz. Farklı renklerle işaretlediğim her kolon genişliği, aşağıya doğru indikçe birbirinin altın oran katından oluşmaktadır. En üstteki dört rengi (pembe, mavi, yeşil ve kırmızı) ve oransal mesafeleri alıp, bu oranlardan mükemmel bir yıldız inşa edebilirsiniz. Yıldızın (içinde pentagon vardır) en kadim sembollerden biri olmasının yanında, mükemmel altın oranı da içerdiğini hatırlatmak isterim.

 

Güzelliğin Sırrı: Altın Oran

Bensu 01

Altın oran, matematikte ve fiziksel evrende her zaman var olmasına rağmen, insanlık tarafından tam olarak ilk kez ne zaman kullanıldığı ve uygulandığı bilinmemektedir. Fakat tarih içerisinde tekrar tekrar insanlık tarafından keşfedildiğini varsayabiliriz. Bu durum da altın oranın tarih boyunca farklı isimlerle yer almasını açıklamaktadır.

platonEflatun (Platon), MÖ 360’da, doğa bilimi ve kozmolojiyi kaleme aldığı “Timaeus” adlı eserinde, altın oranın, tüm matematiksel ilişkilerin ortak bağlacı olduğunu ve kozmos biliminin de anahtarı olduğunu belirtmiştir. Bundan 60 yıl sonra, Öklid (Euclid), “Elementler” adlı eserinde, bir doğruyu 0.6180399… bölerek, bunu ortalama oran (mean ratio) olarak tanımlamıştır. Daha sonra bu isim golden mean (altın oran) olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Euclidİşin ilginci, bugün hangi okula giderseniz gidin, hangi öğrenciye sorarsanız sorun (detay için tıklayın), bir doğruyu ortalama noktasından ikiye böl derseniz, o kişi de (eğer ki endoktrinasyon sisteminden çıkmışsa) tam olarak orta noktadan (yani 0,5 noktasından -yarısında) bu doğruyu ikiye bölecektir. 1 metreyi, 50 cm ve 50 cm olarak iki eşit parçaya böler. FAKAT, Euclid diyor ki; ortalama doğru 0,618 noktasında olur diyor.

Buradan anladığımız, geçmişde kullanılan sistemde, ortalama oranın bugün bilinenden çok daha farklı hesaplandığı ve bugünkü anlayışın dışında olduğu akla geliyor.

Altın oran konusu çok kısa geçiştirilecek bir konu değildir (detay için tıklayın). En azından, sanat ve mimarlık fakültelerinde verildiği gibi, öyle 1 saatte falan geçiştirilemez. Bir makaleye de sığacak bir konu değildir. Buna rağmen doğada görülen bir kaç örneği beraber inceleyelim.

Mikro seviyeden başlayacak olursak, 2010 yılında, İngiltere’de Bristol, Oxford, Rutherford’da ve Almanya’da Berlin’deki laboratuarlarda, “Heisenberg belirsizlik prensibi” üzerine çalışılırken, kuantum fiziğinde altın oran ölçülüyor. Altın oran simetrisi, ince yapı sabitinde (fine structure constant), kuart kütlesinde (dolayısıyla atom altı partiküllerde) tespit ediliyor. Bu keşif ile beraber fizik alanında nobel ödülü de beraberinde geliyor.

su molekülüHidrojen radyasıAyrıca su molekülünde ve hidrojen atomunun radyasında (elektron bulutları arasında, -Dan Winter keşfetti) altın oran ölçülüyor.

DNA’ya baktığımızda, her yerde bu oranı görmek mümkün (detay için tıklayın). Dan Winter’a göre, DNA’nın dinamik yapısı ve bu yapının altındaki ölçülebilen altın oran, DNA alanını elktriksel olarak merkezcil (centripetal) kuvvete dönüştürmekte ve bu orandan dolayı oluşan mükemmel merkezcil baskı alanı, DNA’nın piezoelektriksel doğasını oluşturmaktadır. Yani, mükemmel baskı/basınç alanı, DNA’nın elektrik alanını ya da potansiyelini arttırmaktadır. DNA, bir radyo istasyonu dönüştürücüsü gibi uzun dalgaları mükemmel baskı alanıyla kısa dalgalara dönüştürmektedir. Bu da DNA’nın doğal bir skalar dalga (scalar, longitudinal, compressional) üreticisi olduğunu göstermektedir.

beyin dalgalarıBeyin dalgalarında altın oran ölçülmektedir. Heart Tuner aplikasyonu, beynimizden yayılan beta, alfa, delta ve teta dalgalarının birbirleri ile olan ilişkilerinin altın orana yaklaştıkça, kişinin daha keyifli ve coşkulu hale geldiğini ölçmektedir.

Doğadaki sonsuz örneklerden biri de insan vücududur. Vücudumuzdaki oranlar, el ve parmak kemiklerimiz… altın oran içermektedir. Enerji  ve ışık bedenimiz bu sistem ile işlemektedir (detay için tıklayın).

İnsan yüzü de altın orana yaklaştıkça çekiciliği artmaktadır. Aşağıda yaptığım ölçümde, altın oranı Bensu Soral’ın yüzünde açık bir şekilde görebiliriz.

Picture7Güneş sistemimizdeki gezegenlerin yörüngelerinin birbirleri ile olan ilişkilerinde altın oran, Fibonaççi serisi aracılığı ile kendini göstermektedir. Spirasolaris.ca websitesinde detaylarını inceleyebilirsiniz. Picture8

 

 

 

 

2003 yılında Nature dergisinde yayınlanan araştırmada, Güneş sistemimizin dışında (Oort bulutu dışında) bulunan kozmik mikrodalga ışınlarının haritalaması ile çıkarılan evrenin haritasındaki ısı farkları gözedilerek oluşturulan madde yoğunluğu (galaksi yoğunluğu) haritası, farklı geometrik ve platonik sistemler ile ilişkilerinin olup olmadığı test edilmiştir. Yapılan testlerde, hiçbir geometri ve form bu ilişkiyi göstermezken, dodekahedron formunun evrenin yoğunluk haritası ile bire bir üstüste oturduğu saptanmıştır. Dodekahedron formunda mükemmel altın oran vardır. Yani evrenin formunda altın oran olduğunu anlamaktayız. Daha önceki makalemde okuyabilirsiniz (tıklayın). qwertrew

Ayrıca tarihi eserlerde, Sümer tabletlerinde (Şamaş tableti), Nemrut’daki kocabaşlarda ve daha birçok eserde altın oran mevcuttur. Detay için tıklayın.

Yani, mikrodan makroya her alanda bu kutsal oranı ölçebiliriz. Sadece algıladığımız bu boyutta değil, algımız dışında kalan boyutlarda bile altın oranın ipuçlarını bilimsel cihazlarla ölçebiliyoruz.

Amerikalı kuantum fizikçi Prof. Raymond Chaio, ışık ötesi hızı ölçümledi. Bu hızın, ışık hızının 1.5 ila 1.7 katı arası olduğunu ölçtü. Altın oran (1.618) tam olarak da bu aralığa denk gelmektedir. Bu kadar örneğin üzerine buna rastlantı dermiydiniz?

sdfghjkıolpğ.pngDan Winter, uzay-zaman kumaşındaki plank seviyesinden başlayarak, sadece altın oran katları ile evrendeki temel yapılara (hidrojen atomunun radyası, ADP -ATP, fotosentez, Schuman rezonansı, LF HRV -Mayer kalp basıncı, Venüs-Dünya yılı, ekinoks presesyonu…) ulaşmıştır.

Bu kadar örnekten sonra ortalama alacak olsanız, Öklid’in ortalamasını (altın oran) mı alırdınız, yoksa modern global endoktrinasyon sisteminin ortalamasını mı alırdınız?

Facebook grubumuz: Fraktal Alan Bilimi (tıklayın)

 

hgfdfghj.jpg

İnsanoğlunun İlk Sırrı: Altın Oran

Gelecekte, dünyada barış ve sevginin hakim olduğu, maddi çıkarların sosyal sistemleri yönlendirmediği, kişisel ve ruhsal gelişimin öncelik kazandığı ütopik bir sistem oluşursa, bu toplulukta yetişen çocukların ontoloji dersinde öğrenecekleri konuların en önemlilerinden bir tanesi “altın oran” olacaktır.

300px-Da_Vinci_Vitruve_Luc_ViatourAltın oran, içerdiği önem ve taşıdığı değerden dolayı ezoterik ve gizli öğretilerin içerisinde günümüze kadar varlığını farklı isimlerle (ilahi, kutsal oran) sürdürebilmiş kritik bir bilgidir. Ezoterik okullar tarafından açıklanması yasak olan bu tip bilgilerin halka verilmesi son derece tehlikeli sayılıyordu. Pisagor Okulu tarafından açıklanması gizli olan bu bilgileri, büyük düşünürler, filozoflar, sanatçılar ve matematikçiler ancak üstü kapalı bir şekilde ve metaforlarla verebiliyorlardı.

Bugün de durum çok değişmiş değil. Mimarlık ve sanat fakülteleri dışında pek değinilmeyen bu bilgiler diğer branşlarda yer bulmazlar. Mimarlık ve sanat fakültelerinde de kısa bir tanımlama ile pek derine inmeden geçiştirilirler. Ki bugün neredeyse hiçbir Türk akademisyen ya da araştırmacı, mimaride altın oran konulu bir kitap yazmamıştır. Ülkemizdeki büyük vakıfların(!) dev mimarlık kütüphanelerine gidip sorun; 1,000’lerce kitaplık arşiv içerisinde, sanatta ve mimaride altın oran içerikli tek bir kitap ya da eser bulamazsınız.

4e1c22aedba55fcf282ed60b0a6dd4f9--turkey-historical-picturesSadece ülkemizde değil, global eğitim sisteminde müfredatta olmayan bir konudur. Durumun önemini buradan anlayabiliriz. Zira, geometri ve oran konusu günümüzde halen birçok cemiyetin ve derneğin logosuna ve felsefesine işlemiş durumdadır. Mustafa Kemal Atatürk de geometri konusuna ayrıca önem vermiş ve kendisi ilk kez Türkçe terim karşılıklarıyla ilk Türkçe geometri kitabını yazmıştır. Atatürk’ün geometriye olan ilgisi ile ilgili daha önce yazdığım yazıda kendisinin ezoterik araştırmalarından da kısaca bahsetmiştim (okumak için tıklayın).

Peki, altın oranı bu kadar önemli kılan ve binlerce yıldır açıklayanların cezalandırıldığı, bir nevi devlet sırrını andıran önemi tam olarak nedir? Dünya üzerindeki kontrol sistemi neden bu bilginin bilinmesinden korkuyor? Çünkü bu bilgi, global ve yerel sistemlerin çıkarlarına ters. Bu bilginin detaylı ve derin farkındalığı, sadece günümüz kapitalist emperyalist -kıtlığa ve tüketime dayalı sistemlere tehtid değil, aynı zamanda tüm inanç ve buna bağlı sistemleri de tehtid etmektedir. Tabiki amacım kimsenin inancını ya da kültürel birikimini değiştirmek değil. Fakat burada gerçek ve bilimsel bilginin saklanmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada Dan Winter, altın oranın geniş açılımını şu şekilde izah ediyor:

ALTIN ORAN;
Evrenin, farkındalığın, aydınlanmanın, yaşam enerjisinin, yer çekiminin, alfabe ve sembolün, rengin, mikrodan makroya maddenin ve diğer tüm merkezcil ve kendi kendini düzenleyebilen kuvvetlerin kullandığı mükemmelleştirilmiş ‘fraktal alan faz uyumu’ oranıdır.

İnsanoğlunun ilk sırrı; fraktalite ve altın oranı, birbirleri ile olan ilişkilerini ve evrendeki tüm dinamikleri nasıl yarattıklarını tekrar keşfetmenin vakti geldi.

Euclid der ki; Evrenin kanunları, Tanrı’nın matematiksel düşünceleridir.
Kepler der ki; Maddenin olduğu yerde geometri vardır.
Eflatun (Plato) der ki; Geometri, ruhu gerçekliğe doğru çekerken, felsefe ışığını da yaratır.
Kepler der ki; Geometrinin iki büyük hazinesi vardır: birincisi Pisagor’un teorisi, ötekisi de bir uzunluğun aşırı ve ortalama orana bölünmesidir. Birincisini bir altının değeri ile karşılaştırabiliriz, ikincisini de değerli bir mücevher olarak adlandırabiliriz.
Rudolf Steiner der ki; Geometri, insanoğlu tarafından üretilmiş gibi görünse de anlamı tamamiyle ondan bağımsızdır.
Eflatun (Plato) der ki; Geometri, yaratımdan önce de vardı.

Detaylı eğitim ve bilgilendirme için Fraktal Alan Bilimi adlı Facebook grubumuzu takip edebilirsiniz (tıklayın).

 

Işık Beden ve Biofoton Salınımı

sdfghjhgfd

Rus Fizikçi Alexander Gurwitsch, 1933 yılında, soğan bitkisi üzerinde yaptığı deneylerde hücrelerin ışık yaydığını modern tarihte ilk kez tespit etti. Fakat, o günkü bilim anlayışı içerisinde bu durum kabul görmedi. 1970 yılına gelindiğinde, Alman Fizikçi Prof. Dr. Fritz-Albert Popp, kesin ve bilimsel olarak labaratuar ortamında canlı hücrelerin ışık yaydığını ve ışık aracılığı ile iletişim kurduklarını kanıtladı. Ortadoks bilimi için kabul edilmesi imkansıza yakın olan bu bilgilerin, labaratuar ortamında net bir şekilde bilimsel olarak ispat edilmesi, bilim dünyasında deprem etkisi yaratmaya yeterli oldu.

Aslında bizler, sadece atomlardan ve moleküllerden oluşan varlıklar değiliz. Aynı zamanda ışıktan da oluşuyoruz. Yaşayan tüm canlıların (insanlar, hayvanlar, bitkiler) hücreleri (zayıf elektromanyetik dalga) ışık yaymaktadırlar. Yayılan bu ışığa da, biyoloji ve foton kelimelerinin birleşmesinden biofoton denmektedir.

Hücreler sadece ışık yaymakla kalmıyorlar, aynı zamanda birbirleri ile de ışık aracılığı ile iletişim kuruyorlar. Yani benenimizi, ışık sinyallerinden oluşmuş bir sinyal ağı gibi düşünebiliriz. Nasıl ki evlerimizde ya da iş yerlerimizde, bir modem (sinyal kaynağı) ve modemin etki ettiği bir alan var. Vücudumuzda da her bir hücreyi bir modeme benzetebiliriz. Ve tüm modemlerden (hücrelerden) yayılan ışık (sinyal) da vücudumuzda bir ağ oluşturmaktadır. Teknik ve bilimsel olarak bu ağ bir ışık ağıdır. Eğer gözlerimiz, görsel spektrumun alt kademelerini de görebiliyor olsaydı bu ağı rahatlıkla görebilirdik. Ama gözlerimiz bu ağı göremese de, foton ölçer cihazlarla bu ışık çok rahatlıkla ölçülebilmektedir.

13007102_1722822708005054_1875611675668614360_n

İnsan vücudu ve ışık beden, kadim mısır medeniyeti tarafından bilinen bir gerçekti. Mısır medeniyeti, insan vücudunun ışık bedenden oluştuğunu biliyordu. Geç de olsa, zor da olsa modern toplumun bu gerçeği bilimsel olarak teyid etmesi biyolojinin, insan sağlığının ve enerji bedenin anlaşılmasına şüphesiz katkıda bulunmuştur. Teknik ve bilimsel olarak hepimizin enerji varlıkları olduğumuzu da burada hatırlatmakta fayda görüyorum. Zira Einstein bu durumu meşhur E=MC² formülü ile açıklamıştır.

Işığın bir enerji formu olduğunu biliyoruz. Madde de, enerjinin lokalize olmuş halidir. Başka bir deyişle enerjinin maddeleşmiş bir halidir. Enerjinin nasıl madde haline dönüştüğü, fraktal alan bilimi kapsamında anlaşılmaktadır (okumak için tıklayın).

Biofoton salınım mekanizmasını incelediğimizde, hücrelerin çalışma sistemlerine bakmamız gerekir. Normalde her bir canlı hücre içerisinde saniyede 100,000 tane kimyasal reaksiyon gerçekleşmektedir. Her bir kimyasal reaksiyonun farklı bir niteliği ve taşıdığı bir bilgi vardır. Hücre içerisinde gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar ne kadar güçlü ve sağlıklı olursa, hücreden yayılan ışık da bir o kadar güçlü ve tutarlı olmaktadır. Kimyasal reaksiyonlar eğer güçsüz olur ise, hücrenin yaydığı ışık da güçsüz ve tutarsız olmaktadır (kanser hücrelerinde olduğu gibi). Yayılan ışığın kalitesi, hücrelerin birbirleri ile iletişimi sonucu birbirlerini de etkilemektedir. Bu etkileşim ışık aracılığı ile olduğu için, anında (ışık hızında) etki etmektedir.

thumbnail_488827_400x320Prof. Dr. Fritz-Albert Popp, 1970’de, canlı hücrelerin ışık yaydığını ve ışık aracılığı ile iletişim kurduklarını ispat ettikten sonra, bir dizi çalışma ile hücrelerin yaydıkları ışığın hangi koşullarda kalitesinin değişime uğradığını araştırmaya başladı. Bu süreçte birçok araştırmacı, farklı yollarla, dışarıdan etki etmek suretiyle, hücrelerin yaydıkları ışığın kalitesini değiştirmeyi başardılar.

1977 yılında, Alman Fizikçi Dr. Franz Morell, sağlıklı elektromanyetik sinyali, sağlıksız (hastalıklı) sinyalden ayıran elektrik filtresini geliştirdi. Bu süreçle beraber biofeedback ve biorezonans çalışmaları gelişmeye başladı.

Johan-Boswinkel2000’li yıllarda, Dr. Johan Bozwinkel, fiber-optik teknolojisinin erişilebilirliği ile beraber biofoton terapi cihazları arasında devrimsel bir ivme yarattı. Geliştirdiği Biyontoloji (Biontology®) yaklaşımıyla kişinin kendi vücudundan yayılan ışığı kullanarak ve harmonize ederek hücrelerin ışık salınımını güçlendirmeyi başardı (detay için tıklayın). Diğer çalışmalardan farkı, bunu yaparken elektrik ya da bakır kablo ve aparatlar kullanmak yerine direk ışık aracılığı ile (fiber-optik kablolar ve kuvarz kristal) bu bilgi transferini yapmayı başarmıştır.

Fiberoptikler, silika ve plastikten üretilen çok ince, esnek ve transparan maddelerdir. Saç teli kadar ince olabilen fiberler, uçları birbirlerine bağlandığında, uzun mesafeler arasındaki ışık sinyallerini bir uçtan diğerine kolaylıkla taşıyabilirler.

fiber_optics_720 smallTel kablolardan farklı olarak fiberoptikler, uzun mesafeli veri transferleri YÜKSEK BANT GENİŞLİĞİNDE gerçekleştirebilmekteler. Yani çok daha geniş frekans aralığındaki bilgiyi taşıyabilmektedirler.Fiberoptiklerin metal kablolara tercih edilmesinin diğer sebepleri; sinyallerin çok DAHA AZ KAYIP ile transfer edilmesi ve ELEKTROMANYETİK ENGELERDEN ETKİLENMEMESİDİR.

only hands

 

Fiber-optiklerin sağlık alanında, biofoton salınımını güçlendirmede kullanılması, ışık teknolojisinin hedeflediği bilgi mekanizmasının kapsadığı çok yüksek frekans barındıran oktavları da etkiler. Bu sayede güçlü bir biofoton terapisinin etkileri, sübtil seviyelerden fiziksel seviyelere kadar harmonizasyon yapar.

meditation-for-anxiety

 

Vücudumuzdaki biofotonların kalitesini farklı şekillerde de güçlendirmek mümkündür. Bunlardan bazılarına örnek vermek gerekirse, doğru beslenmek (endüstriyel olmayan ve organik olan), temiz hava solumak, doğa ile temas etmek (grounding), meditasyon yapmak bunlardan bazılarıdır.

Düşüncelerimiz, hormonel sistemimizi, sağlığımızı ve dolayısıyla ışık salınımımızı doğrudan etkilemektedir. Tabiki düşüncelerimizde ve hareketlerimizde ne kadar tutarlı ve disiplinli olursak, ışık salınımımızı güçlendirmede de o derece etkili oluruz.

Her geçen gün, biliminsanları, ışık ve biyoloji arasında yeni bağlantılar keşfetmekteler. İnsan bilinci de bunlara bir örnek. Biliminsanları, bilincimizin doğrudan biofotonlar ile olan bağlantısına işaret eden bir keşifte bulundular. (okumak için tıklayın). Ayrıca DNA’mız da biofotonları, hem bilgiyi saklamak için hem de iletişim kurmak için kullanmaktadır.

efrBirleşmiş Milletler, 2015 yılını Uluslararası Işık ve Işık Temelli Teknolojiler Yılı olarak ilan etmişti. Çünkü ışık, teknolojinin artık en ileri halidir. Evinizde kullandığınız inernet bile artık son teknolojide, fiberoptik kablolarla yani ışık aracılığı ile size ulaşmaktadır.

Evrende her şeyin bir enerjiden kaynaklandığını düşünecek olursak, kendi sağlığımızı da güçlendirmek için enerji seviyesinden hareket etmenin daha az efor ile daha çok başarı sağlayacağı kanısındayım. Enerjinin en saf hali olan tutarlı ışığın önemi bu sebeple daha da belirginleşmektedir.

Gozlemci

 

Odaklandığımız konulara da aynı hassasiyet ile dikkat etmemiz gerekmektedir. Çünkü beyin bir infrared (kızılötesi ışın) üreticisidir. Phil Callahan bunu ölçümledi. Enerji her zaman gidebileceği en mükemmel baskı alanını takip eder. Kendi enerjimiz de odaklandığımız konulara gitmektedir. Çünkü odaklandığımız alanlarda baskı alanı oluşturmuş oluruz. Uygun baskı alanları da mükemmel enerji dağılımını tetikledikleri için nereye odaklanırsak o alanı canlandırırız. Bu sebeple ışığımızı da (enerjimizi) boşa harcamamaya dikkat etmeliyiz.

Biofotonlar, şüphesiz modern dünyanın en önemli keşiflerinden biridir. Biofotonlar ile ilgili bu güne kadar keşfedilen bilgilerin, gelecekte keşfedeceğimiz potansiyel bilgilere oranının %10 civarında olduğunu çok rahatlıkla öngörebileceğimizi düşünüyorum. Bu %10’luk seviyede bile, bu bilimin ve geliştirilen sağlık teknolojilerinin insan sağlığı üzerindeki faydaları düşünülecek olursa, gelecekte tam potansiyelli bir biofoton teknolojisinin faydalarını hayal etmemizin kolay olmayacağını düşünüyorum.

Biofoton Terapisi Biontology® ile ilgili:

Biofoton Terapisi ve Kanser ile ilgili bir video:

Dr. Gerald Pollack, hücrelerin enerjilerini biofotonlardan (ışıktan) nasıl aldığını anlatıyor: